Roman, geçmişte birçok destana konu olan Kürt kadınlarının bir kez de o metinlerdeki masalsı halinden öte, günümüzdeki kadını ve yaşamın içindeki mücadelesini taşıyor edebiyata. Ailesinin baskıcı yaklaşımları karşısında özgürlüğü dağlarda arayan Şînê için, kavga burada sona ermiyor aksine kitabın ismindeki gibi o ülkeye ulaşıncaya kadar sürüyor. Yazar ele aldığı öykü ile Nazlı şahsında bir taraftan da yürümenin ilk aşamasının adım atmak, yola çıkmak olduğunu hatırlatıyor okuyucuya.
Romanda Şînê, Nazlı, Arjîn, Gulan gibi isimler etrafında olaylar gelişiyor. Her ne kadar okuyucunun karşısına farklı isimler çıksa da, bütünde bir kadının çocukluktan yetişkinliğe doğru”yaşamak” istediğinde bazen baba, bazen eş, bazen işkenceci olarak karşısına çıkan erkek egemen zihniyeti ve ona karşı mücadelesini görüyoruz.
Sistemin bireyler üzerindeki etkisini, yaşanan acıların nasıl da “kader” denilerek insanların bu bataklıkta kalmasının sağlandığı anlatılırken bir taraftan da erkek egemen zihniyetin bireyde her gün kendini yeniden nasıl ürettiğini gözler önüne seriyor.
Tüm iktidarların kendisini zayıflıklar üzerinden ürettiğini ve güçlü irade karşısında çöktüğünü bilen romanın kahramanı Gulan, Suriye rejimi tarafından gözaltına alındığında hem Hasekê’de hem de Şam’da insanlık dışı tüm işkencelere karşı işkencecisine, “Değil arkadaşlarıma, içtiğim bir damla pınar suyuna, altında oturduğum ağacın gölgesine bile ihanet etmeyeceğim… Belki ben öldükten sonra unutulurum ama senin alçaklığın bu dünya döndüğü sürece unutulmayacak!” diyecek kadar direngen bir kadın.
Bu roman yaşama tutunan kadınları alıyor merkezine, direneceksiniz okurken.
Kitapta yazılanların hiç yaşanmamış olmasını ya da gerçek hayatla bir ilgisinin olmamasını ne çok isterdim.. yine tırnaklarımı avuçlarıma batira batıra okuduğum türden bir kitap oldu. Yaşanmış olan tüm bu şeyler her zerreme öyle bı acı işlediki, en değme kelimeler bile bu acının binde birini anlatma yeteneğinden yoksun kalır..