Clarissa: Bence bu kitap fazlasıyla yarım kalmış bir kitap. İlk başta çok güzel ilerliyor, hikâyeye karakterin çocukluğuyla başlıyoruz, karakterin çevresi hakkında bilgi sahibi olup onu tanıyoruz, kısmen olsa da ama daha sonrasında kitap ışık hızına geçip bir an önce anlatmak istediğini anlatıp bitiyor, bir fazlasını bile anlatmıyor. "Savaş kazananı yoktur, kötüdür “ün 180 sayfada söyleniş hali. Kitap ilk başta hoşuma gitmişti. Karakterin ikilemde kalması, toplum baskısını net bir şekilde hissetmesi, devletlerin otoritelerini ne kadar hayal dünyasında yaşarsan yaşa, gerçekten kaçılamayacağınız her şeyden üstün olan ulusa hizmeti babası ile olan o yakın olamama durumu, yani gayet iyi aktarıyordu. İyi diyaloglar da mevcuttu. "Zoru seç, yoksa katlanamazsın" gibi bir söz var; yani bu söz çok şey söylüyor. Kavrayanlar, pişmanlıkları zaten akıllarına gelmiştir bile, ama nedense bu kadar iyi akıcı olmasına karşın, kitap "savaş kötüdür" deyip olayı bitirmek istiyor ve yani o kadar kızgınım ki kadına ne olduğunu bile yazmamış, çünkü anlatmak istediği o kadın değil, o kadın yüz binlerce milyonlarca sıradan insanlardan bir tanesi ve onu önemsemiyor, onun üstünden "savaş kötüdür" demek istediği için savaş kötüdür deyip bitiriyor. Bu yazarın bu hümanist söylemleri artık beni rahatsız etmeye başladı; yani o kadar iyi bir yapıtı içini doldurmaya devam etmek yerine hemen bitirmiş, sıradan bir kitaba dönmesine sebep olmuş. Bende ana karakter ve sevgilisi kadar sıradan insanları merak ediyorum bu yüzdende oldukça kızgınım