·399 syf.····Okunma: 20 Ekim 2023 15:01 Elsa Morante’den daha önce Tarih Devam Ediyor’u okumuştum, çok iyi bir tarihi ve siyasi romandı. Arturo’nun Adası’nda Morante, toplumsal ve siyasi analizlerini kurguya dökmekteki başarısını insanın iç dünyasını gözlemleyip psikolojik bir roman yazma konusunda da gösterdiğini kanıtlamış.
Kitap, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, İtalya’nın güneyinde küçük bir adada yaşayan, annesi kendisini doğururken öldüğü, babası da sık sık seyahatleri nedeniyle uzakta olduğu için son derece yalnız bir çocuğun büyüme sürecini ve sancılarını anlatıyor. On dört yaşında bir çocuğun iç dünyasına tüm çalkantıları, hayal gücü, istekleri, tahayyülleriyle öyle bir dalıyor ki Morante herkesi aşina olduğu bir durum ya da duyguyla yüzleştiriyor. Öncelikle, anne figürünün eksikliğini, bir annenin kaybını o yaşlarda bir çocuk kafasında nasıl bir yere oturtmaya çalışır, böyle bir yoklukla nasıl baş eder, bunu muazzam aktarıyor. Yine pek fazla zaman geçiremediği babasını kafasında bir kahraman olarak idealize etmesini, ona kendini sevdirme ve kabul ettirme çabasını, onaylanma ihtiyacını ve onu kimseyle paylaşmama isteğini son derece gerçekçi ve can alıcı noktalardan ele alıyor. Kıskançlık, öfke, hayranlık, özlem, yoksunluk gibi pek çok duygu git-gelini karakterle beraber okura yansıtırken, aslında özünde hep sevgi ihtiyacı karşılanmamış bir çocuğun duygusal portresi Morante’nin çizdiği.
Daracık sokakları, sıcak ve nemli havası, açılmayı çok sevdiği sandalıyla adasına alıp götürüyor Arturo okuru; ama doğup büyüdüğü memleketi ve sığınağı olmasının yanında onun bağ kuramadığı ailesi ve köklerini, tüm yaşanmışlık ve yaşanamamışlıklarıyla çocukluğunu da simgeliyor adası sanki. Bu açıdan, kendi ‘adasında’ çözemediği, kapatamadığı meseleleri olan (hangimizin yok?), o medenle dönüp sürekli oraya bakanların özellikle etkileneceği bir roman; Morante’nin gözlem gücü ve gözlemlerini kelimelere döküşüyle yarattığı psikolojik derinlik muazzam çünkü.
Morante’nin bir erkek çocuğunun iç dünyasına bu denli hakim olmasına hayran kaldım. Diğer kitaplarını araştırırken, üç erkek kardeşle büyüyen yazarın küçükken hep bir erkek çocuğu olmak istediği söylemine denk geldim. Bu yüzden Arturo’yu yaratmış ve aslında bu karakter kendi çocukluğundan çokça izler taşıyormuş.
Çok iyi bir roman olmasının yanında kişisel olarak da çok etkiledi beni. Umarım tekrar basılır artık yakın zamanda.