Her sene katledilen kardeşlerimizi paylaşıyor, ah-u vah ediyor, postallarla çiğnenen, yakılan yıkılan Aksa videolarımızı duygusal müziklerle paylaşıyor, iki üç beddua ediyoruz, bitti.
Gerçekten böyle mi kahrolacak İsrail?
"E ama zulüm duyuruyoruz!"
-Kime?
...
Kime duyuruyoruz bu zulmü? Kendi nefsimize duyurabildik mi acaba? Niye kabul olmuyor bunca dua? Neden galip gelemiyoruz bir avuç necise? Cevap versin mi Aleyhisselam Efendimiz bu suale?
"...Halbuki yediği haram, içtiği haram, giydiği haram! (Hasıl-ı Kelam) Kendisi haramla beslenmiş olursa, böyle bir kimsenin duası nasıl kabul edilir?” (Müslim, Tirmizi)
Varsa bahanesi olan, haşa yetiştirsin Rasulullah Efendimize!
Oruç var namaz yok, namaz var örtü yok, örtü var ahlak yok, ahlak var ibadet yok, helal-haram nedir sofrada bilen yok yok yok!
Bu kadar kuralsız, kaidesiz, umarsız yaşayan insanlara Allah neden yardım etsin!
Şahsiyetlerini yitirmiş olanlar lugatlarında "hayır-asla" olmayan zavallılardır.
Bizler ümmet olarak şahsiyet koyamıyoruz ki ortaya! Sürekli tevil üzerine tevil getiriyor, her işimize fetva uyduruyor, nefsimiz nasıl isterse o şekilde bir hayat yaşıyoruz. Ve dualarımız kabul olsun, gökten ebabiller gelsin, sürekli bir mucize olsun istiyoruz!
Oysa Allah kafirde olsa "çalışana veriyor!"
Daha çok yeni olan deprem afetinde bile İsrail'li kurtarma ekibi burada kaldığı süre boyunca sadece "koşer" sertifikalı ürünleri yediler! Sadece yemek konusunda değil ki, adamlar film sektöründe bile dini vecibelerine uyuyorlar. Normal yaşantıları neyse, film senaryolarında dahi bundan taviz vermiyorlar!
Kapılarına tevrattan sözler asmışlar ve dokunup öpmeden içeri adım atmıyorlar. Su içerken hamd duası okumadan bir yudum almıyorlar! Her sabah zikirlerini okumadan işe başlamıyorlar! Birileri yemek ikram etse "koşer" sertifikalı diye belirtiyor. Bırakın yemekteki helal sertifikasını ADAMLARIN CEP TELEFONLARI BİLE KOŞER SERTİFİKALI!!! Delicesine bağlılar batıl olan dinlerine, delicesine! Buradan geliyor güç kuvvetleri!
Hiç kusura bakmayalım. Yeterince eğri oturduk, şimdi doğru konuşma, özeleştiri yapma vakti!
Kâbe'de milyonlarca Müslüman aynı anda el açıp beddua ediyor yahu diye, peşine cola ile iftar ediyorlar. Bu dualar nasıl çıksın arşa?
Daha gida, giyim, ilaç, sağlık mevzularına hiç girmedim. Kanımızda sürekli Yahudi akıyorken, biz bu canavarı etimizle, sütümüzle, canımızla, malımızla besliyorken ne kahrolur ne de bize izzet, şeref, zafer iner kardeşler kimse kusura bakmasın. Biz İsrail'e karşı kendi nefsimizi durdurabiliyor
muyuz ki zulüm durduracağız?
1969'da İsrail askerleri Kudüs'te Müslümanların kutsal merkezlerinden Mescid-i Aksa'da büyük bir yangın çıkartıyor. Golda Meir şunu söylüyor: “O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Sandım ki Müslümanlar, dört bir taraftan İsrail'e girecek. Lakin sabah oldu ve korkulan olmadı. İşte, o zaman idrak ettim ki biz dilediğimizi yapabiliriz. Zira bu ümmet uyuyan bir ümmettir."
Bu utanç sözler, yıllardır alnımızda bir leke ve gram değişme yok. Hâlâ her sene zulüm var ve hâlâ her sene aynı sloganlar.Allah Teâlâ; bizlerden çaba istiyor, vazgeçiş istiyor. Sahabe efendilerimiz zafer ve mücadele uğruna gözlerinin nuru Kâbe'den vazgeçti. Mekke'ye senelerce hasret çekti. Ana evlada, evlat anaya hasret bekledi. Biz ise ufacık bir şeyden
vazgeçemeyip, nazlanıp birde zafer bekliyoruz bu mümkün müdür? Hangi hakla, hangi cüretle? Demiyorum ki "Kahrolsun İsrail" demeyelim. Tabi ki diyelim, ama artık İsrail'i kahredecek işler yapalım. Bir müneccim (gaybı ancak Allah bilir) o dönem Selahaddin Eyyubi'nin gayretini kırmak için kulağına eğilerek; "Kudüs'e girersen eğer, bir gözünü kaybedeceksin!" der. Selahaddin Eyyubi ise tebessüm içinde; “Kudüs için iki gözümden de vazgeçmeye hazırım!" diye cevap verir. İşte Allah, zaferi bu gönüllere nasip etti! Amasız, fakatsız, keşkesiz. Lütfen ama artık lütfen çeki düzen verelim kendimize. Gayretullaha daha fazla dokunmayalım. Allah ile alay edercesine midemiz ve bedenimiz Yahudi ile doluyken onların kahrolmasını dilemek Mevla'mızı incitir. Bugün vazgeçiş günü olsun hepimizin.
Bunu yapacağız kardeşler. Mecburuz!
Ne zaman ki şahsiyetli bir duruş ortaya koyarız, ne zaman ki samimi Müslümanlar olup delicesine dinimize yapışırız;
işte o gün kucağımızdan bir Selahaddin çıkar!
-Yağmur İbiç