Bireyin kendine döndükçe nasıl da toplumdan soyutlandığını okuyorsunuz gerçeküstü bir şekilde.Asıl taktir edilmesi gereken durum kafkanın böyle bir hikayeyi yaratıp bunu gerçeğe bir şekilde uyarlayabilmesidir. Yer yer üzüldüm; ana karakterin buhramını, böcekmişçesine yok sayıldığını, köleleşmeden sevilmediğini okurken..Öyle değil midir gerçekten? herkes gibi olduğumuzda sevilir,yüceltiliriz. Gerçekten kendimize döndüğümüzde, rol yapmadığımızda sen çok değiştin imajı yapıştırılır üstümüze. Halbuki o benim, gerçek ben, sen de kimsin?
Beni en çok etkileyen kısmı, ailenin ana kahramanın odasını boşaltmak istemesi oldu.Amaç da güya ona bir alan yaratıp eskiye dönmesini umut etmek.Bunu yaparken tabi ki kendi çıkarlarını düşünüyorlar çünkü eskiye dönerse onlardan biri olur, bir çeşit köle, gelir kaynağı , akademik, sınıfsal bir köle..
Eşyalarla insan arasındaki bağ müthiş vurgulanmış. Eşyamız olduğu kadar varız, bir kalıntı,yaşanmışlık.. Uzun zamandır görüşmediğin birinin parfüm kokusunu anımsadığında geçmişe götürebilmesi gibi bir aitlik.Bir gün gittiğimizde buralardan fikriniz, bakış açınız,statünüz ne olursa olsun sizi öldürmek istemeyene denk gelmeniz ümidiyle..