Edebiyatımızda modernizmin ve postmodernizmin ayrımının yapılamadığı zamanlarda (1970'ler) Orhan Pamuk tam anlamıyla postmodernist anlatı yazan ilk yazarımızdır diyebiliriz. Kendisinin daha önce modernizm ve postmodernizmi harmanladığı eserler çok tartışılmıştır. Yani aslında Pamuk'un o eserlerde postmodernist roman bağlamında başarısız olduğu söyleniliyor. Çok uzatmadan başlayayım:
Beyaz Kale yazarın ilk postmodernist anlatısıdır. Anlatı, dede mesleği olan ansiklopediciliğe dönen Faruk Darvınoğlu’nun 1982 yılında Gebze Kaymakamlığı'na bağlı döküntü bir arşivde bulduğu el yazması ile başlar. Ve anlatı sonda bir rüya görülerek bitirilir. Ancak bu rüyayı gören artık İtalyan bilim adamı(Köle) değil, eski kimliğinden sıyrılarak Hoca ile özdeşleşmiş biridir. Bu kişi, Müslüman kimliği ile İstanbul'a yerleşmiş, padişaha yakınlığı sebebiyle müneccimbaşılığa kadar yükseltilmiş ve okuduğumuz elyazmasını kaleme almıştır. Yani eser böyle bitmiştir.
Pamuk, tarihi bir dönemi yeni olgularla işlemiştir. Bu eserdeki arka plan: Doğu ile Batı'nın iki ayrı kültür olarak karşılaştırılması olmuştur. Bazı yerlerde bu iki medeniyetin iç içe geçtiği görülmüştür. Yazar bunu Başkahramanlarımız: Hoca ve Venedikli Köle üzerinden yapmıştır. Hoca ile Köle'miz birbirlerinin ikizleri gibidirler. Anlatının çeşitli yerlerinde tıpkı o yıllarda da olduğu gibi Doğu ve Batı kültürü nasıl iç içe geçtiyse zaman zaman Hoca Köle'nin yerine geçmiş, Köle de hocanın yerine geçmiştir.
Eserin tarihî arka planını IV. Mehmet dönemi oluşturuyor. Bu anlamda anılan padişahın av merakı, Polonya seferi, İkinci Viyana kuşatması, o yıllarda İstanbul’da müneccimbaşı Hüseyin Efendi’nin cesedinin bulunması, Haliç’teki havai fişek gösterileri gerçektir. Ancak metinde anlatılanlarla tarihsel gerçeğin her zaman örtüşmemiştir. İşte tam da postmodernist yaklaşım böyledir. Eserde pastiş, parodi, kaos, buhran ve kimlik bunalımı vardır. Yazar zaman zaman tarihsel gerçekliğe yaklaşmış, ardından okuru yine bir masalsılığa sürüklemiştir. Okur bu eserde gerçekliği yer yer sorgulamış ve ikiliğe düşmüştür. Pamuk bu eseri yazarken Doğu'nun masal kültüründen sık sık istifade etmiş hatta Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sine bolca göndermelerde bulunmuştur. Pamuk bazı kısımlarda Ahmet Mithat Efendi gibi okura fikir sunmuştur.
Kısaca toparlayayım:
Bu eserde:
1. Doğu ile Batı'nın karşılaştırılması yazarın perspektifinden yapılmıştır.
2. Yazar postmodernist anlayışın tüm tekniklerinden istifade etmiştir.
3. Doğu ve Batı kültürlerinden yararlanmıştır.
4. Eserde sabit, açık ve kronolojik bir olay örgüsü yoktur.
5. Eserdeki beyaz kale o dönemdeki kaleyle uyuşmamaktadır. Yani yazar kimi kısımlarda kendi zihnindeki şemaları aktarmıştır.
6.Seyahatname'den verilen örnekleri yazar muhayyilesindeki düşüncelerden oluşturmuştur.
7. Eserde pastiş, parodi tekniklerinden yararlanılmıştır. Yer yer Naima Tarihi'ne atıfta bulunulmuş, ondan da yararlanılmıştır.
8. Başta belirtilen elyazmasının kime ait olduğu gerçekte bilinmemekte ya da böyle bir eserin var olup olmadığı bilinmemektedir.
9. Eserde kimlik sorunu, gerçekliğin sorgulanması vardır.
10. Metinlerarasılık vardır. Naima Tarihi, Seyahatname'den.
11. Pamuk geleneksel ile modern tekniklerin imkanlarından üslup yönüyle yararlanmış ve bu da romanı kolay okunur hale getirmiştir. Değerlendirmemi buraya kadar okuyanın olacağını düşünmüyorum. Ama ben yine de yazmak istedim. Biraz karışık bir değerlendirme olsa da anlatı hakkında düşündüklerim ve incelediklerim genel itibariyle bunlardır.