Puan vermedi·196 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
Kitap, safsataların, insanın akıl yürütme şeklinden dolayı ortaya çıkardığı, doğru gibi gördüğü yanlışların, neden öyle olduğunu açıklıyor. Mantık, içinde çelişki bulundurmayan düşüncelerdir. Dolayısıyla, öncül yanlış başlıyorsa ve sonuç yanlış oluyorsa bile bir düşünce mantıklı olabilir. Mesela "Her insan ölümsüzdür. Ben insanım. O zaman ben ölümsüzüm demek" mantıksız bir düşünce değil. Her mantıklı cümle doğru olmak zorunda değil. Yani, safsataları yanlış temelli düşünceler olarak adlandırabiliriz. Beğendiğim, hoşuma giden, ortamda bu kelime ve bilgileri kullanarak artı puan elde edebileceğimi düşündüğüm, altını çizdiğim kısımlar - yunan mitolojisi, noterden onaylı tek bir senaryo değil. - platonun at arabası alegorisi; insan ruhunu aynı anda iki kanatlı at çeker. bunlardan biri ölümsüzdür, güzeldir, bembeyazdır. Siyah, çirkin olan ise akıl dışı tutkuları, hazları, günahları temsil eder. hep farklı yöne gitmek isteyen bu atları göğe, yani idealara doğru yöneltmesi gereken sürücü de akıl ve bilgeliktir. Sürücü yeterince yükselebilirse, başta Zeus olmak üzere bir grup tanrının peşine takılabilir. - insan aslen bir değil ikidir. nerede bitip nerede başladığı meçhul. insanın aslı belki çirkin canavardı, uzun bir eğitimle hizaya geliyor ama ipleri gevşetilince azıveriyor. - normal = normlara uyma - kolektif bilinç = çağın popüler inançları. kolektif bilinçdışı = çoğu eski çağlardan miras kalmış kalıplar. tıpkı ying ve yang gibi dinamik bir zıtlık içindeler. - synchronicity kavramı, tam birini düşünürken o kişinin telefon etmesi benzeri anlamlı tesadüfler - hayat bir münazara değil. insanların hatalarını latince isimleriyle sıralayınca kimse size puan vermeyecek. aksine arkanızdan türkçenin zenginliğini gösterecekler. - akıl yürütme; bağ kurma ve gerekçelendirme içerir. - didaktik öğrenme; bir tarafın haklı olduğu baştan kabul edilir ve o taraf dinlenir. diyalektik öğrenme; eşit konumdaki taraflar, fikirlerini sentezleyerek yeni bir fikre geçerler. - paratonerin mucidi, filozof, diplomat, devlet adamı, itfaiyeci, yazar profesyonel satranç oyuncusu, darphaneci olan ve 100 doların önündeki benjamin franklin - antik yunanda hitabet ile özdeşleştirilen bir grup, sofistler. eski yunancada bilgelik anlamındaki sophia'dan türemiştir. bilgelik üreten anlamındadır. zamanla aşağılayıcı bir anlam kazanıp arapçaya laf ebesi anlamına, oradan da türkçeye safsata olarak geçmiştir. bilgelik sevgisi anlamına gelen philo-sophia, türkçeye felsefe olarak geçmiştir. yani felsefe ile safsata, etimolojik kardeşler. - retorik, sözlü iletişim ve ikna sanatı. aristotalesin retorik eseriyle, machiavellinin prens eseri rehber niteliğinde. retoriğin üç silahşörler; logos, ethos, pathos - aristotalesin, okulunda kullandığı notlara ulaşılmış, öldükten sonra bu kuruluşa geçenler, aristotalesin notlarını derlemişler ve mantık hakkındaki 6 parçalık organon koleksiyonunun bir parçası yapmışlar. - diyalektik, farabinin yorumuna göre, düzgün düşünmesini bilen düzgün insanların birbirlerini çürütme çabasıdır. - tümevarım, özel örneklerden genele gitmeyi ima ediyor. kesin-olası - tümevarım olasılık, tümdengelim kesinlik vaat eder. - insanlar, büyük fikir ayrılıkları bulunmayan kısıtlı çevrelere hapsolmuşlardı yada sesleri fazla çıktığı için hapsedilmişlerdi. sonuçta kimse papazıyla ateizmi, derebeyiyle ekonomik sömürüyü, kralıyla siyasi felsefeyi, aile reisiyle cinsiyet rollerini tartışmıyordu. oysa bugun hepsini, tamamen zıt görüşteki insanlarla konuşma imkanımız var. - haber alma ve fikir oluşturma sürecinizi değiştirmediğiniz takdirde tek yaptığınız şey, eski mücadelelerinizi yeni ve daha yıkıcı silahlarla sürdürmek olur. - gizli çıkarım; bir kısmı eksik bırakılan, sadece ima edilen düşünce akışları. mesela "ne kaçıyorsun lan israil dölü". arka plandaki düşünce şu. beni yalnızca korkak ve alçaklar hakaret eder. tüm israil dölleri, korkak ve alçaktır. öyleyse bana hakaret eden bu kişi israil dölüdür. - sonucu doğrulamak; gerçekleşmiş bir sonuca bakıp, koşulların da gerçekleştiğini varsaymak. imam osurursa cemaat sıçabilir ama cemaat sıçmış diye imama ters ters bakmanın alemi yok. - gerçek iskoçyalı safsatası (no true scotsman); genellemenin sürekli çerçevesini daraltarak istisnalarla başa çıkmak. hayali iskoçyalı, gazete okuduğu seks skandalı haberine, sapına kadar iskoççu olduğu için inanmamış. ertesi gün daha da büyük skandalların haberini alınca, önyargılarını yumuşatmak yerine, hiçbir gerçek iskoç böyle yapmaz demiş. Yani, gerçekler bizim hayallerimize uyum sağlayacak. Mesela senin gibi çalışkan kürtlerden bahsetmiyorum. - keskin nişancı yanılgısı; gerçekleşmiş olayların ufak bir kısmına fazla odaklanıp teori üretme. Önce bir duvara defalarca ateş edip, sonra kurşun deliklerine bakarak en uygun yere hedef tahtası çizme. - nirvana safsatası; mevcut olandan daha iyi bir çözüm yerine kusursuz bir çözümde ısrar etmek. voltairenin belirttiği gibi, kusursuz, iyinin düşmanıdır. zira kusursuzluk uğruna hiçbir alternatifi seçmiyorsanız, aslında statükoyu seçmiş oluyorsunuz. - yalancı ikilem(false dilemma); karmaşık bir sorunu, iki seçeneğe indirgeyerek insanları yönlendirme çabası. bu ikilemleri yenmenin zarif bir yolu mahkeme paradoksu; sofist, bir öğrencisini, ilk davasını kazanana kadar ücretsiz eğitmeyi kabul etmişti. gelgelelim öğrencisi işi ağırdan alınca sofist, onu mahkemeye vermiş ve ücretini talep etmişti. "mahkemeyi kazanırsam, ücretimi ödemek zorunda. kaybedersem, ilk davasını kazanmış olacak ve ücretimi verecek. mahkeme ya lehime ya da aleyhime karar verebilir. her halükarda ücretimi alacağım. "mahkeme lehime karar verirse, ücret ödemememi söylemiş olur. kaybersem hala ilk davamı kazanamadığımdan ücret ödememeliyim. ya lehime karar çıkacak ya da aleyhime. her halükarda benden para çıkmaz. " - çifte standart safsatası; bir kuralın istisnasının neden istisna olduğunu tutarlı biçimde açıklamamak. temel yükleme hatası (fundamental attribution error) denilen bu eğilim, başkasının hatalarını onun karakter bozukluklarına atfeder, kendi hatalarımızı ise o anlık çevresel etmenlere bağlar. yani başkasını tüm benliğiyle yargılarız, ama kendi benliğimizi asla sanık koltuğuna oturtmayız. - neredeydinizcilik (whataboutisim), eleştirilere bambaşka bir konuda bambaşka bir eleştiriyle cevap vermek. nirvana safsatasıyla birleşince, " beni herhangi bir şeyle eleştirebilmen için kusursuz olman lazım. kimse kusursuz değildir. öyleyse beni eleştiremezsin, kendi işine bak" Hobbes, toplumsal bir kural başkaları tarafından yeterince çiğnenmişse, sizin de enayi yerine koyulup dezavantaja uğramamak için onu çiğnemenizin ahlaken doğru olduğunu söyler. nihayetinde her kural, toplumsal bir anlaşmadır ve eğer yeterince insan bu anlaşmayı bozuyorsa, mızmızlanmanız doğal. - dansözlük safsatası; sıkışınca, tanımları ve iddiaları değiştirip kendini sağlama almak. birisi de çıkıp şunu demez; "o zaman elimizdeki en iyi veriler şu yolu işaret ediyordu. şimdi daha iyi veriler var ve bu yolu seçiyorum, sorun ne? deme riskini almıyor. oysa en mantıklı olan bu; yani arada sırada hatanı kabul etmek ve en onemlisi de hatanın nedenini açıklayarak sistemin gelişmesini sağlamak." - otoriteye başvurma safsatası; otoriteye, haddiden fazla ve uzmanlık alanı dışında başvurmak. eskiden belgesel, köşe yazısı, ana haber bülteni gibi platformlarda gördüklerimizi otorite kabul etmek bir nebze doğaldı ancak günümüzün içerik bolluğunda bu tip otoriteleri kullanmak; seç, beğen, al demek. inançlarına uygun bir beyan gördüğün anda onu meşrulaştırmak artık çok kolay. - çoğunluğa başvurma safsatası; çoğunluk inanıyor diye bir fikrin doğru olacağına inanmak. Uyum deneyleri. tek bir gerçek denek var, kalan herkes aktör. sorulan basit sorulara, aktörler önce doğru cevap verip güven yaratıyor. sonra yanlış cevaplara dönüyorlar. yanımızdakilere uyum sağlıyoruz. - geleneğe övgü. bir inanca ve uygulamaya, sırf eski diye gereğinden fazla ilgi göstermek. mesela kadim(pozitif), eski(nötr), köhne(negatif) tabirlerinden kadim kullanımında ısrar etmek. teamül = kurumsal gelenek bir geleneği takip etmek demek, kendimizden çok daha büyük bir şeyin parçası olmak demek. kendimizi, daha büyük bir şeyin parçası olarak hissetmek önemli. - kişiye saldırı (ad hominem); konudan ziyade kişileri tartışmak. büyük zihinler fikirleri, ortalama zihinler olayları, küçük zihinler ise insanları tartışırlar. - zayıf analoji; yeterince alakalı olmayan iki şey arasında benzerlik kurmak. "bütün dünya bir sahnedir". metafor, hem hayal edemeyeceğimiz şeyleri hata payıyla somutlaştırıyor, hem de hayal edebileceğimiz sıradan şeyleri daha eğlenceli, daha hatırlanabilir hale sokma. aynı örneklerin gibi'li versiyonları teşbih. aslan yürekli metafor iken, aslan gibi yürekli teşbih. alegori, somut şeyleri kişileştirmek ya da resmetmektir. mesela kutadgu biligde tüm eser dört kişinin tartışmalarından oluşmaktadır ve bu kişiler insan değildirler. her biri, bir kavramı sembolize eder. analoji de iki şey arasında benzerlik kurma. "barış için savaşmak, bekaret için sevişmeye benzer". burada amaç, yaptığın şey, sözde önmelemeye çalıştığın şeydir. teoride bugünün savaşı, yarının barışına katkıda bulunabilirken, bugün sevişmemiz yarın daha bakir olmanızı sağlamaz. özellikleri bakımından farklılar, mizah, analojiyi geçerli gibi göstermiş. - sonuççuluk safsatası; iyi/kötü sonuçlara yol açan bir şeyin, doğru/yanlış olduğuna inanmak. tramvay probleminde, şalteri indirip bir kişiyi indirmeyi ve 4 net hayat kurtarmayı doğru buluyoruz. bazen de maksimize ettiğimiz şey nicelik değil nitelik oluyor. genç yaşlıya, kadın erkeklere, sağlıklı insanlar obezlere tercih ediliyor. öyleyse neden acil organ nakli bekleyen 5 hastayı iyileştirmek için hastaneye gelen sağlıklı bir insanı öldürüp organlarını almıyoruz?
Felsefe-Düşünce
Safsatalar AnsiklopedisiImmanuel Tolstoyevski · Epsilon Yayınevi · 2021990 okunma
·
278 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.