Bugünkü kitabımız biraz kendi alanımla ilgili yaptığım okumalardan biri sayılabilir aslında. Bizlere alan okuması yaptırırken hocalarımız genelde makaleler ve alanyazınlar üzerinden gitmeyi tercih ediyorlar. Fakat şöyle de bir konu var ki okuduklarımızı ve öğrendiklerimizi nasıl hayata geçireceğimizi ya da mesleğe başladığımızda öğrencilerimiz olsun, veliler olsun, meslektaşlarımız olsun, okulun fiziki koşulları olsun nasıl bir ortamla karşılaşacağımızı bilemiyoruz. Tamam, stajda bazı şeyleri kazanıyoruz ama buna biraz ‘demo’ Demek daha doğru bence. Başkalarının tecrübelerini dinlemek, izlemek de bence bu noktada çok önem arz ediyor.Gelgelelim İhsan Öğretmenime… İhsan Öğretmenim dememin sebebini açıklayayım ilk önce -ki zaten açıkladığımda siz kitabı neden bu kadar beğendiğimi anlayacaksınız- Ben kitabımı yaklaşık 2 hafta önce Ankara’da Yapılan imza gününden almıştım. Sıranın çok da arkasında olmamama rağmen, sıranın bana gelmesi yaklaşık 1 saat sürmüştü. Yanlış anlaşılmasın bu beni rahatsız ettiği için söylemiyorum ki aksine çok tatmin olmuştum. Çünkü kendisi kitaplarını imzalarken aynı zamanda da gelen herkesle en az 5 dakika sohbet ediyor, fotoğraf çekiniyordu. Gözlerinin içine bakarak samimiyetini anlamamanız imkansızdı. Beni de asıl etkileyen kısım da buydu. Ve eklemem gerektiğini düşünüyorum ki kendisini bir kaç senedir takip eden bir öğretmen adayı olarak bu şansı edinebilmek beni çok mutlu etmişti. Ondan aldığım bu samimiyet çerçevesinde -tabi ki saygımı da eksik etmeyerek- kendisine İhsan Öğretmenim demekte bir sakınca görmüyorum. Ayrıca başta bahsettiğim konuya ithafen; kendisinin, üniversitemdeki hocalar gibi bana öğretmenlik adına bazı şeyler kattığını düşünüyorum.Şimdi gelelim kitaba… Bazı yerlerinde duygulandığımdan, bazı yerlerinde de içim pır pır olduğundan gözlerimi dolduran bir kitap oldu… Kitap; İhsan Öğretmenin, kendi çocukluk/öğrencilik yıllarından bazı kesitlerle başlıyor. Bu kısmı da kitaba dahil etmesini bir okuyucu ve öğretmen adayı olarak çok beğendiğimi söylemeliyim. Çünkü bir öğretmen, mesleğini yaparken kendi öğretmenlerinden ve öğrenciliğinden isteyerek ya da istemeyerek izler taşır ve bunları sınıfına yansıtır. Buna dikkat çekmek adına bunları anlatmış olması beni ziyadesiyle mutlu etti, tekrar söylemeden edemeyeceğim. Devam edelim… Sonrasında aslında bu mesleği isteyerek seçmediğini ve başlarken o kadar da mutlu olmadığından bahsediyor kendisi. Fakat yaşadığı şeyler onu şuanda bulunduğu noktaya, bu işi gerçekten ‘aşkla’ yapan o öğretmen haline getirmiş. Kitabın kalan sayfalarında ise bizlere öğrencileriyle olan anılarından, kendi çıkarımlarından oluşan anektodlar sunmuş.Kitabın ismi olan ‘Her Şey Bir Öğretmeni Sevmekle Başlar’ cümlesine o kadar katılıyorum ki. Kitabın çoğu yerinde de kendisi bize bu sözünü hatırlatmış. İyi ki de hatırlatmış. Kendi öğrencilik hayatınızı aklınıza getirin lütfen. Sevdiğiniz bir öğretmeniniz olmuştur illa ki, onun dersine giderken hissetiğiniz mutluluğu ve heyecanı başka öğretmenleriniz için hisseder miydiniz? Ya da o dersi dinlerkenki dikkatiniz, ödevlere karşı ciddiyetiniz ve titizliğiniz nasıldı? Hatırlayın rica ediyorum…Kitabı elime almadan önce mezun olduğumda ne yapmam gerektiği ya da nasıl bir öğretmen olacağımla alakalı çok fazla endişem vardı. Okuldaki dersleri görmeye başladıkça -her ne kadar çok isteyerek bu bölüme gelmiş dahi olsam- işin altından nasıl kalkacağımla alakalı kaygılarım artmaya başlamıştı. Ve inanır mısınız, bu kaygılarımın çoğuna kitabın içindeki farklı yerlerde cevaplar buldum. Hatta bakın size nasıl olduğunu da anlatayım… Bir gün okuldan çıkmıştım ve eve dönmek içn metroya binecektim. Metroya giderken kafamda o günkü dersi düşünüyordum. Derste alanımız -ingilizce ya da kapsamlı olarak dil de diyebiliriz- ile ilgili öğrenmeleri hep yürütmemiz gerektiğini konuşmuştuk. Metroya bindikten sonra kitabı açıp okumaya başladım. Ve okuduğum ilk sayfada şu yazıyordu :“ ‘İnsan öğretirken de öğrenir ve böylece öğrencilik ve öğretmenlik dalga dalga birbirini izler. O nedenle insanın öğrencilik ve öğretmenlik rolleri sürekli değişir.’ Ne kadar da doğru söylemiş Dğan Cüceloğlu. Öğretmenliğin en sevdiğim taraflarından biri de bu: Öğrenmek!” (Syf 101) Sizler diyebilirsiniz ki “şuanda öğretmenlik hakkında bunları düşünüyorsun ama mesleğine başlayınca böyle ideal olmayacak”. Olmayabilir, ama olabilir de… Benim işim bu idealin olmasını sağlamak zaten. İhsan Öğretmen gibi samimiyete bağlı, severek yaptığınız bir işiniz varsa eğer siz de yapabilirsiniz. Evet zor, ki her işin kendi zorukları vardır. Ama… Sevdiğiniz işin zorlukları size ağırlık yapmaz hatta belki zorluk olarak bile gelmeyebilir.(Buradan İhsan Öğretmen’ime de çok sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum. Yazım içinde bir kusurum olduysa affola…)