"Hayat kurtarabilecek küçük bir başyapıt" diyor Joanna Lumley tanıtım bülteninde. Matt hayatının depresyon ve kaygı bozukluğu ile savaştığı muhteşem bir dönemini anlatıyor, okura yalnız değilsin demekle kendine yalnız değilim demesinin karma bir hâli belki de.. Henüz 24 yaşındayken kıyısına nasıl geldiğini bilmediği uçurumun kenarından nasıl atlamadığını ve iyileşmeyi anlatıyor.. Tanıdığım bir psikolog 'Depresyon önce yaşamaya dair tüm heyecanı alır elinden. Keyif aldığın her şeyi bir anda külfet gibi bindirir omuzlarına. Konuşmak zor gelir mi insana, inan konuşamazsın. Kendini öyle gördükçe daha da dibe çöker, çırpındıkça batarsın.Ama bir de iyi yanı vardır. Kendini bulur, kendinle tanışırsın. Dümdüz bakabildiğin gökyüzünün aslında nasıl büyük bir nimet olduğunu farkına varmaya başlarsın. Yavaş yavaş güneşi yeniden selamlamaya başladığında artık kim dostun kim değil farkına varırsın.Depresyon sonrası arınır, sadeleşir, sıradanlaştırdığın tüm güzelliklerle ilk kez tanışıyormuşsun gibi yeniden heyecan duyarsın.' demişti Matt sanki bunun yaşayan bir örneği gibi göz önüne seriyor süreci.. Bir solukta okuyup bolca altını çizdikten sonra dönüp dönüp üzerine düşündüğüm bir kitap oldu. Tavsiye edene, hayatımdaki yerine, yaşama baktığım gözlüklerin tozunu alan Matt'e ve zamana minnettarım...