Kendimi bildim bileli deli hissettim. Zaten bu dünyada yaşayabilmek için, -gerçekten yaşayabilmekten bahsediyorum- biraz deli olmak gerek. Yoksa yorucu ve sıkıcı, keyifsiz günlük rutinler içinde sıkışıp kalıyor, yaşadığımızı söyleyerek kendimizi kandırıyoruz yalnızca. Bu kitap bana deliliğimde özgürlüğü bulmamda yardımcı oldu ve yıllardır hep söylediğim şeye daha derinden inanmamı sağladı; herkes biraz delidir, herkes kendine delidir ve deli olmadığını söyleyerek aslında yine deli olmadığını söyleyenlerin ‘normal’ dedikleri bir tanıma uydurmaya çalışır kendini.
Kitabı okumadan önce akıl hastanelerinin en işe yaradığını sorardım hep kendime, zaten kendini ‘deli’ olarak tanımlayan ve doktorlarca da bu durumu tasdiklenen bir insanı bir yere kapatıp ona daha çok deli olduğunu söyleyerek, nasıl bir iyileşme sağlayabilirsiniz ki? Artık biliyorum; bu yerler aslında delilerin, deliliklerini özgürce yaşamalarına izin veren ve onlara, diğer herkesin de kendileri gibi deli olduğunu gösteren bir yer. Bu özgürlük ve farklılıkta aynılaşma durumuyla birlikte iyileşme zaten hedeflenmiyor, kişi kendini kabul ediyor ve farklılığında yaşamayı öğreniyor, hatta farklılığını sevmeyi.
Romanın başında sonunu sezmiştim, siz de belki neler olacağını anlayabilirsiniz ama emin olun ki; bu roman sonu bilindiği için keyfi kaçacak bir kurguya sahip değil, aksine bilindiğinde daha farklı ve derin bir anlatıma sahip oluveriyor.
Eğer siz de deliyseniz ve bu deliliğinizde özgürlüğü arayanlardansanız okuyun derim. Deli olmadığınızı düşünüyor, ben herkesle aynıyım, normalim diyorsanız birden fazla kez okuyun, en sonunda deliliğinizi bulacaksınız ve yaşamı daha çok sevmeye başlayacaksınız. Deliliğinize, farklılığınıza sarılın, yaşamınıza bir anlam katıyor, aşkı bulmanızı sağlıyor, kendinizi bulmanızı sağlıyor, sizi siz yapıyor.