Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 18 Kasım 2023 11:26 Mevsimler Dörtlemesi’nin ikinci kitabı Kış’ta 2016 yılının Noel arifesine götürüyor bizi Ali Smith ama yine zamanda geriye ve ileriye gidişlerle adeta parçalardan kolaj yapar gibi ilerliyoruz. Londra’ya yakın küçük bir şehirde tek başına yaşayan bir kadın Sophia, onu yıllar sonra ilk kez ziyaret eden oğlu Art (Arthur), yine uzun süredir konuşmadığı kardeşi Iris ve Art’ın annesine tanıştıracağı kız arkadaşından aniden ayrıldığı için birkaç günlüğüne oymuş gibi yapmak üzere anlaştığı Lux çevresinde şekilleniyor kurgu. Noel için bir araya gelen, aslında ilişkileri son derece kopuk aile bireyleriyle elbette geçmiş defterler açılıyor ve Ali Smith’in kendine has karışık düzeninde kâh geçmişe gidip kâh bugüne gelerek parçadan bütüne ulaşmaya çalışıyoruz.
Smith’in eleştiri oklarının hedefinde mülteci krizi, ırkçılık, cinsiyetçilik ve mizojini var ancak bu kitapta daha çok iklim krizi ve çevre kirliliği, insanoğlunun doğaya verdiği tahribat ve tüketim toplumu haline gelmenin sonuçları üzerine yoğunlaşıyor. Trump’ın Amerikan başkanı seçilmesinin hemen sonrasında, giderek muhafazakârlaşan politik rüzgarı es geçmediği gibi nükleer silahsızlanma, terör ve Brexit’e de değiniyor. Yıllar sonra ilk kez bir araya gelen iki kız kardeş, Sophia ve Iris karakterleriyle de iki politik kutbu yansıtmış Smith; kritik tüm meselelerde her iki tarafın ne düşündüğünü bu yolla yansıtmış.
Sonbahar romanında olduğu gibi, yine bir kadın sanatçı, bu kez bir heykeltraş, Barbara Hepworth eserleriyle dahil oluyor ve yine kitaba bambaşka bir lezzet ve boyut katıyor Smith böylelikle.
Sonbahar’da yapraklarını döken insanın, doğanın ve dünyanın ölümüne tanıklık ediyoruz Kış’ta ama yeniden dirilmek üzere bir ölüm bu. “Kış bu işte: Durgunlaşmayı ve sonra esnekleşerek yeniden yaşama dönmeyi hatırlatan bir alıştırma” diyor Smith (s. 60). İlkbahar için heyecanlıyım.