·687 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Kasım 2023 19:37 Dostoyevski'ye, psikologların psikoloğu denmesine neden olan bu kitabı okurken beğeneceğimi biliyordum ama sinirleneceğimi hiç tahmin etmemiştim. Kitabı henüz okumayanlar için bu inceleme spoiler olabilir, dikkat.
Raskolnikov, aslında fakir bir öğrenci olsa da toplum için büyük bir iyilik yapabileceğini düşünüyor, en azından kötü birini öldürüp, elini taşın altına koyarak kahraman olacağını zannediyor ama tabi cinayeti işleyene kadar vicdan denen duyguyu hesaba katmıyor. Duyguları bir kenera koyarak, rahat yaşayabileceğini sanıyor, ah ne acı!
Rehinci kadının ölümünden sonra tahmin edebileceğiniz üzere psikolojisi alt üst oluyor ama benim sinirlendiren kısım cezasını çok geç bulması idi. Yatıyor, kalkıyor, hayatını devam ettirmek için gerekenleri yapıyor hatta bu konu üzerine arkadaşıyla da konuşuyor ve hep sinir bozucu bir haklılık düşüncesi içerisinde. Kendince, kendini haklı çıkaracak gerekçeleri çoktan hazırlamış...
Hayatında bir noktasında tanıştığı Sonya ise onun düşüncelerini sarsam sağlam bir inanç olarak yaşamına dahil oluyor. Onun sayesinde bir insanın ölümümün, aynı zamanda yıkıcı bir durum olduğunu da görüyor ama daha da önemlisi Sonya'nın kaya gibi sağlam bir inancının olması. Raskolnikov'un katil olduğunu ilk öğrendiğinde "Git taşı toprağı öp ve yaptığın şey için özür dile," diyor. Çünkü bunun yalnızca kişiye karşı işlenmiş bir suç olmadığının farkında.
İnançsız bir insan olan Raskolnikov, suçunu itiraf ettiği takdirde rahatlayacağının farkında ama bir zamanlar yazdığı tez ile de ters düşmek istemiyor... Ama daha sonra daha fazla dayanamıyor ve teslim olmadan önce tam olarak Sonya'nın dediğini yapıyor.
İşlediği suçun, kötülüğünün idrakı ya da onu Sonya'nın dediğine getiren şey de tam olarak affedilmeme korkusuydu. Yaratıcıya inanmadığını söylüyor ama cinayetine kendince haklı sebepler bulmasının nedeni de bu. Affedilmeme korkusu.
Velhasıl kelam, ilk önce cezasını geç bulmasına sinirlensem de daha sonra aciziyetini fark edip kendisinin teslim olması sanırım en beğendiğim kısımdı.