Puan vermedi·102 syf.····Okunma: 13 Ocak 2023 11:02 Steinbeck'in kalemi yalınlığı ile meşhurdur. Bu kadar açık ve sade anlatımının olması belki de onu bu denli sevilen ve unutulmayan bir eser yapmıştır. Ne de olsa gördüğümüz bazı eserlerde öylesine kasıntı bir anlatım oluyor ki yazar özgün bir üslup oluşturarak kalıcı olmaya çalışırken kimi zaman kitabı gölgede bırakıyor. Steinbeck kitapları ise sade anlatımı ile bir o kadar özgün ve özgür.
Irkçılık, sosyal statü, toplumsal ayrışma, çıkarcılık, para hırsı... Bunların hepsini gördüğümüz bu eserin konusundan bahsedelim:
Eser bir inci avcısının çocuğunu akrep sokması ve götürdükleri doktorun paraları olmadığı için bebeği tedavi etmemesi ile başlıyor. İnci avcısı Kino, umutsuzca kanosuna giderek inci avına çıkıyor ve beklemediği bir şekilde eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir inci buluyor. Bu haber hemen kasabada yayılıyor. İlk başta da doktor ailenin evine gelip çocuğun tedavisine başlıyor. Tabi Kino'nun inciyi satıp nakit para elde etmesi lazım ki bir işe yarasın. Alıcıların düşük ücret teklif etmesi üzerine satmaktan vazgeçiyor. Daha sonra birçok kişi incinin peşine düşüyor hatta evinden çalmaya çalışanlar bile oluyor. Bu anlardan sonra artık Kino adeta bambaşka birine dönüşüyor. Karısının incinin uğursuz ondan kurtulmalıyız demesini ise hiç umursamıyor. İş artık çığırından çıkınca oturdukları koydan kaçıyorlar. Hayalleri yalnızca kilisede nikah kıymak ve bebeklerinin büyüyüp iyi bir eğitim alması olan bu ikili bambaşka bir maceraya sürükleniyorlar.
Kino'nun kulağında çalan İncinin Türküsü onlara iyilik ve güzelliği mi çağıracak yoksa huzursuzluk ve acıyı mı? Kino'nun duygu ve düşüncelerine yanındaymışçasına şahit olduğumuz müthiş bir anlatım! Okurken keyifle ve heyecanla okuduğum bitirince bıraktığı lezzeti hissettiğim bir kitap oldu. Muhakkak okuyun.
Tek bir cümle ile özetleyecek olursam: "Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz." (Bakara/216)