Seni Feda EtmeyeceğimNihan Kaya
Ben bir roman mı okudum yoksa denemeler bütünü mü bilmiyorum ama okuduğum şey çok güçlüydü.
Romanlar vardır sürükleyici, 500 sayfayı bir günde bitirirsin, bazı metinler vardır okurken gözyaşların sayfayı ıslatır, bazılarına gülersin kahkahalarla, ama çok azı insanı titretir. Tüylerin diken diken olur, okuduğunu sindirmek istersin , sindiremezsin. Serttir çünkü. Sertliği haklılığındandır. Paylaşmak istersin birileriyle o sert gerçekliği ama onu yazan o cesur kadın kadar yüreğin yoktur. İçindeki öyle bir tele dokunur ki yazılanların bir kısmı sanki sana özel yazılmıştır ve başkası okusa da anlamaz yada senin duyumsadığını duyamaz.
"İmge dediğimiz şey puttur"
Belki bunu ilk kez sen söylemedin bilmiyorum ama bir ifade bir metne, bağlamına bu kadar mı güzel oturur.
"Tanrının imgesini Tanrı'nın kendisi sanarak böyle savunmak putperestliktir."
Bu nasıl ve ne güzel bir cüret...
M.ö 50000 lerde monoteist bir insan düşünün. Dünyası kaç kilometre kare olabilir, gökyüzünün derinliğini ne ölçüde idrak edebilir. Ve bu idrak edebildiği ve üstüne 10 misli katarak hayal edebildiği bu dar yere evren diyecek ve imgesel tanrısı bu kadar alanın tanrısı olacak.
Bu kişinin yanında 2023 yılında yaşayan tanrıtanır bir astronomun ilahı aynı imgesellikte olabilir mi? Ya 5023 yılındaki bir varlığın tanrı imgesi nasıl olacak.
İmge, paranteze almaktır. Gerçek Tanrı paranteze sığmaz.
İmgesiz düşünemiyorsak eğer en azından bunun bilincinde olmalıyız; benim Tanrı imgem benim beyin parantezimdir, o parantez içinde Tanrıdan olandan elbette vardır. Ama Allah'ın senin beyin parantezine sığacağını düşünmekten daha büyük bir hakaret edebilir misin yaratıcına. Ve o küçük parantezlerimize bütün insanları gerekirse zorla sığdıracağız öyle mi?
" İbrahim putları kırdığında nasıl da alkışlamıştınız onu hepiniz. Putlarınızı kırdınız ve sonra kendi ellerinizle yeni putlar yaptınız kendinize. Tarih nasıl da tekerrür ediyor. Putlar değişiyor ama her dönemde her coğrafyada putlar yaratıyor insan. Sizinle aynı putlara tapmadığım için beni ateşe atmak istiyorsunuz şimdi. Putlarınızı kırmakla suçluyorsunuz beni. Putlarınızın put olduğunu bile göremeden. İbrahim size " onlar put o yüzden kendilerini savunmaktan acizler" demişti; alkışladınız onun bu sözünü. Soruyorum bayım, putların gerçekten tanrıysa, neden onları benden koruma ihtiyacı duyuyorsunuz o zaman böyle? Putlarınızın benim tarafımdan kırılma tehlikesini böyle güçlü duyuyorsanız eğer içinizde, bu putlarınızın iddia ettiğiniz gibi Tanrı değil,put olduğuna kanıtıdır. Tanrının sizin tarafınızdan korunmaya ihtiyacı yok. Benim gibi zavallı bir ölümlü tarafından yıkılma tehlikesi gördüğünüz şeye imanınız neden ?" (Nihan Kaya)
Şunu düşündürüyor bana bu okuduklarım, o zaman imanın şartı birilerinin imgelerine teslimiyet gösterip boynunu bıçağa uzatmak değil de imgelerin ötesinde sonsuzlukta olan Yaratıcıdan daha çoğunu algılayabilmek için beyin parantezimizi - imgesel algımızı genişletmek mi olmalı acaba. Tanrı okyanusunun yanına çay kaşığıyla gidersen okyanustan alacağın o kadar az oluyor ki sonunda elinde Tanrı diye aktaracakların sen dönene kadar buharlaşıp gidiyor, sonra Tanrı diye bize kendi çay kaşıklarını anlatıyorlar.
Bir inceleme yazmaya çalıştım ve daha kitabın konusu olan toplum içindeki kurban arketipleri ve tezahürlerinden bahsetmedim bile. Bu da kitabın derinliğinin başka bir göstergesi.
Ben bu kitabı da yazarını da çok sevdim. Tüm kalbimle diğer kitaplarını da okumak istiyorum.