Puan vermedi·172 syf.··
2023 9. kitabı
Ahlakın Soykütüğü Üstüne, bu kitap esasen bir kavga yazısıdır. Peki Nietzsche kiminle kavga etmektedir? Paul Ree ile. Sevdiği dostu Paul Ree'nin "Ahlaki Değerlerin Kaynağı" adlı kitabındaki düşünceleriyle kavga etmektedir. Bu kavga öncelikle temel ve basit kavramlar üzerinden başlıyor. İyinin ve kötünün ne demek olduğunu irdeliyor. Paul Ree iyiyi "bencil olmayan eylem" olarak tanımlamıştır. Ahlakın Soykütüğü bu tanımlamayı kabul etmiyor. Nietzsche, bencil olmayan bir eylemin insan ilişkilerinde var olamayacağını dolayısıyla da iyinin kökeninde bencil olmayan eylemi arayamayacağımızı söylüyor. Aynı şekilde "yararcılık" perspektifini de eleştiriyor. Mutlak yarar ya da mutlak zarar diye bir şeyin olmadığını ve bu fikri de kabul etmediğini belirtiyor. Tabii başkalarının fikirlerini reddedip konuyu orada bırakmıyor. Aynı zamanda bir filolog olan Nietzsche, iyi-kötü kelimelerinin etimolojik kökenlerini araştırmayı öneriyor. Daha doğrusu kendisi araştırıyor. İlginç bulgular elde ediyor. Meğerse "iyi" ilk kullanımıyla "soylu, yönetici,buyruk veren" anlamına geliyormuş. "Kötü" ise "cahil, köylü, güçsüz" anlamında kullanılıyormuş. Daha sonra Efendiler bir şeyi olumlu bulduklarında ona iyi demişler, olumsuz bulduklarına ise kötü denmiş. Güçlü, güçsüzün ismini belirlemiş. Sonra ne oluyor? Nietzche bir kurgudan bahsediyor. Zayıf ve sağlıksız olanlar zamanla bu değer yargılarına dönüştürmüş. Zayıflık "yararlılık" olmuş, acizlik "iyilik" ve boyun eğmek ise "itaat etmeye" çevrilmiş. Böyle baktığımız zaman da; köle ahlaklı insanlar, pençeleri yok diye kendilerini iyi sanan insanlarmış. Efendi ahlakı ile köle ahlakı arasında bir diğer önemli fark ise iyiyi ve kötüyü tanımlarken nereden başladıkları olmuştur. Efendi ahlakı, önce kendinden başlayıp iyiyi oluşturmuş, sonra karşılarına kötüyü almıştır. Köle ahlaklılar ise; kendimden çıktım yola bir yere varamadım demiş kendilerini bırakmış, öncelikle bir düşman yaratmışlardır. Ve evvela kötüyü tanımlamışlar. Kötüyü var ettikten sonra kendilerinde bir anlam bulmayı başarabilmişler. Köle ahlaklılar içinde en çok dikkat çeken, ben buradayım diyenler inananlardı. Özellikle Yahudiler. Onlar köleleştirilmiş bir halktı. Nietzsche' ye göre Yahudiler büyük bir intikam aldı. İyiyi kötü, kötüyü iyi yaptılar. Tam da burada Nietzsche'nin Yahudi düşmanı olmadığını söylemem de fayda var. O üstün ırka değil, üst insana inanıyordu. Hristiyanlar ise hobaaa şenlik var, olayı bambaşka bir yere götürmüş iyiye ve kötüye metafizik bir anlam vermişlerdi. Bana göre her inanan köle ahlakına sahip değil ancak Nietzsche'ye göre öyle. Tabii şunu da atlamamak gerek köle ahlaklı olmak sadece Tanrı ile alakalı değildir. Tanrılı olmaktan bağımsız pek çok sanrılı ve sancılı özellikleriniz de sizi köle ahlaklı biri yapabilir. Hızlı; konu değiştirmeye devam edelim. İkinci bölüme geçtiğimizde suç ve ceza ilişkisi esasen borçlu ve alacaklı ilişkisidir. Toplum her zaman alacaklı olurken kişi bu durumda borçludur. Peki borçlu borcunu ödeyemezse ne olur? Mülkiyetinden vazgeçmesi gerekir. Bu eşya da olabilir, bedeninden bir parça da olabilir. Ama cezalandırılır, toplum affedici değildir. Toplum, güçlüyse sağlıklıysa verdiği cezalar hafifler. Ancak kendisini zayıf hisseden toplum, düzene uymayan bir borçlu ile karşılaştığında tehlikede hisseder ve ağır cezalar verir. Tehlikede hissettiğimiz çok güzelken pis dediğimiz...
Ahlakın Soykütüğü ÜstüneFriedrich Nietzsche · İlya Yayınları · 20082,657 okunma
·
103 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.