Puan vermedi·282 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Kasım 2023 00:00 daha önce çok kitap önerdim,birkaç kitap tanıttım ama inceleme yazmayı denememiştim hiç. ilk inceleme yazım olduğu için de çok karmaşık olmayan,beni okumaya geri döndüren ve kitap kulübünün ilk kitabı olan "gece yarısı kütüphanesi" hakkında yazmak istedim. öncelikle şunu söyleyim,eğer bir süredir kitap okuyamıyorsanız ama kitap okumaya da geri dönmek istiyorsanız bu kitap bunun için biçilmiş kaftan. eleştirilecek yönleri olsa da direkt 'kötü' olarak sıfatlandırabileceğim bir kitap olmadı benim için. ana karakterimiz nora, kitaba başlarken bizi oldukça depresif ve intihara meyilli bir şekilde karşılıyor. kitabın bu şekilde başlamasını beklemediğim için şaşırmıştım. hatta eğer bu şekilde de devam edecekse okuyamam diye düşünmüştüm. ancak yine beklemediğim bir yönde ilerlemeye devam etti. kitabın adındaki 'kütüphane'nin içindeki kitaplar aslında nora'nın farklı seçimlerinden doğmuş. milyonlarca kitap. en çok dikkatimi çekense pişmanlıklar kitabıydı ama burası başka konu. hayatımızda birçok seçim yaparız/yapmak zorunda bırakılırız. bu seçimler bize aittir ama bir o kadarı da başkalarına ait olabilir. gerçekten ne istediğimizi bulmak çok zor evet ama bazen ne istemediğimizi biliriz yine de birileri memnun olsun diye yaparız veya kendi seçimimizin sonucu istediğimiz gibi olmadığında diğerini seçseydik daha mı iyi olurduyu düşünür dururuz. bazı yaşamlar o kadar ulaşılmaz görünür ki gözümüze hayalini bile kurmayız. kitabı okurken tüm bunlar aklımdan geçti işte benim de. dedim ki keşke ben de böyle bir kütüphanede olsam da görsem 'diğer' seçimleri yaptığımda neler olurdu. ama bu istek olumlu yanları görmektense olumsuz yanları görmekle ilgiliydi. yani başka bir hayat yaşasaydım gerçekten aklımdaki kadar mükemmel mi olacaktı? yoksa hiç düşünemeyeceğim şekilde hiç beklemediğim şeyler mi yaşayacaktım? işin sonunda yine kendi 'kök' yaşamı mı seçerdim? kitap size gerçekten kısa da olsa böyle şeyler sorgulatıyor evet :) sonra şöyle bir farkındalık kazandım; olmak istediğim ne varsa, olamam dediğim kaç hayat varsa hepsinin 'kökü' zaten ben değil miydim? yapmam gereken kendimi ve yapabileceklerimi küçük görmeden yaşamak değil miydi? işin sonu istediğim gibi olmasa da yine kendim deneyip göremez miydim? pişmanlıklarımın sadece bana ait olmasıyla başkalarına ait olması arasındaki farkı anlamam yeterli değil miydi bazen de? kitapta altını çizdiğim şu cümle aklımdaki birçok şeye ışık tuttu okuduğum anda:
"İmkansız olanlar ancak yaşayarak gerçekleşiyor sanırım."
kendi imkansızımızı da deneyerek görmek gerekiyordur belki de, gerçekten imkansız mı?