·302 syf.····Okunma: 05 Aralık 2023 14:24 "Selim gibi, günlük tutmaya başlayalım bakalım.Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi.
Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor.Canım insanlar! sonunda, bana, bunu da yaptınız. "
Oğuz Atay okuyup da onu içselleştirmemek mümkün değil gibi geliyor bana. Tutunamayanlar'la birlikte yazarla aramda derin bir bağ kurmuştum, Günlük'le birlikte bu bağım güçlendi diyebilirim.
Kitabı genel olarak sevdim. Bir yazarın günlüğünü okumak -Oğuz Atay'ın günlüğünü okumak- bana çok özel hissettirdi. Eserlerinin ve karakterlerinin oluşumunu her ayrıntısıyla okuyabilmiş olmak çok güzeldi.
Oğuz Atay Tutunamayanlar romanından Selim'e atıfta bulunarak başlıyor günlük yazmaya. İlk kitabı olan Tutunamayanlar'ın yayımlanmasından sonra diğer yazmak istediği kitabı olan Tehlikeli Oyunlar' dan bahsediyor. Sevgi ve Hikmet karakterlerinin oluşumunu, onların iç dünyalarına dair düşüncelerini yazıyor. Özellikle Hikmet'in çevresindeki insanlardan sıkılmış olmasından, hayat ile hayal arasında sıkışıp kalan, hayatının her anında düşünen, sorgulayan, iç huzursuzluğunu benimseyen biri olduğundan bahsediyor.
Daha sonra meşhur Albay Hüsamettin Bey karakterini anlatıyor.
Yazdığı tek tiyatro metni olan Oyunlarla Yaşayanlar hakkında da detaylı ve derin bilgiler var. Hatta bu bilgiler Oyunlarla Yaşayanlar kitabının taslağı niteliğinde diyebilirim. Okurken oyun nerede bitiyor gerçek hayat nerede başlıyor anlayamıyorsunuz, karakterler dahi anlayamıyor.
"Unutmayın ki azizim hayat da bir oyundur."
Babama Mektup hikayesi için yazdığı notlarını ve tedavi sürecinde bile hala tamamlayamamış olduğu kitaplarını düşündüğünü okumak beni en etkileyen kısımlar oldu.
Günlük'le birlikte Canım Oğuz Atay'a veda ediyorum. Keşke daha fazla yazabilseydi, daha fazla okuyabilseydim.
"Bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz."
"İnsan yarımyamalakların hikayesini ömür boyunca anlatabilir mi? Bu belki de dayanılmaz bir gerginliği ömür boyunca yaşamakla mümkün olur. Böyle bir sinirliliğe ne kadar katlanılabilir? İnsan her an kendini parçalayarak, kendi etinden kanından vererek yaşayabilir mi? Gerçeği aramak bu mudur ?"