Şeker Portakalı'nın devamını, Zezé'nin ergenlik çağında yaşadıklarını Güneşi Uyandıralım'da görüyoruz. Zezé evlatlık verildiği aileye, yeni hayatına uyum sağlamaya çalışmaktadır. Bu sürede yeni ailesinde aradığı sıcaklığı, sevgiyi, ilgiyi bulamayınca hayalleriyle yaşama tutunmaya devam etti. Zezé varlığını yüreğine dayandırır. Kalbinin sesine kulak verir ve onu bir kurbağa şeklinde somutlaştırarak bizi kalbinin derinliklerine götürür.
Aynı zamanda tam hız yaramazlıklarına devam eder. Bunun nedeni ilgisini yönlendiren, onunla ilgilenen birilerinin olmamasıdır. Bundan dolayı bu yaptıkları aradığı ilgi ve sevgi ihtiyacını arayış biçimidir.
Hayat ona dayanılmaz, zor geldiğinde yüreğine seslenir ve içindeki güneşi uyandırmaya çalışır. Büyüdükçe Zezé, yüreğindeki bu sesin ve ışığın gittiğini, olgunlaştığını ve hayatın üstesinden gelebileceğini kabullenir. Ancak yine de yüreğindeki güneşe özlem duyar. Kalbinin ona verdiği öğüde bir bakalım:
"Zezé, önemli olan hayatın güzel olduğunu göğsümüzde ısıttığımız güneşi Tanrı'nın bize bütun bu güzellikleri çoğaltalım diye vermiş olduğunu keşfetmek."
"Yani ağladığım zaman güneşimi ıslatmış mı oluyorum?"
"Kesinlikle. Buraya güneşin soğumasına engel olmaya gelmedim mi?"
Doğruydu
"Öyleyse elimi dostça sık, sonra gidip birlikte güneşi uyandıralım." Sayfa:72
Yüreğinizdeki güneşi uyandırmanız dileğiyle..