·344 syf.····Okunma: 11 Aralık 2023 02:14 ‘Öteki hayvanların tersine, insan hep yıldızları gözlerdi.’
Kitap, ana karakter olan Darrell Standing’ in kendini tanıtması ve işlediği cinayet sebebiyle hapishaneye atılış hikayesini anlatmasıyla başlıyor. Beraberinde hapishanede yaşanan bir takım olaylar ve kendisine kalan yalancı şahitlik durumundan dolayı da idama mahkum edildiğini öğreniyoruz. Kitapta Standing o kadar soğukkanlı ki bu durum korkusuzluğundan mı yoksa kendinden emin olmasından mı kaynaklı insan arada kalıyor açıkçası. Fakat ilerleyen sayfalarda karakter o kadar çok değişim yaşıyor ki, ilk başlarda soğukkanlılığına atfettiğim bu durum kendine olan güveniyken kitabın sonlarına doğru bu fikrim de karakter gibi değişti elbette. Aslında tanıdığımız bilim insanı bir süre sonra hapishanedeki diğer arkadaşından aldığı fikirlerle zihinsel bir takım beceriler geliştirmiş ve tüm bedenini ölüme göndererek, ruhuyla bir takım hayatlar yaşamaya başlamıştır. Kitapta yaşadığı çeşit çeşit olay örgülerinin detaylarını okuyoruz elbette, hepsi birbirinden eşsiz ve merak uyandırıcı. Standing, kendini her öldürüşüyle ve aynı zamanda da yaşadığı her hayatla kendisine bir şey katmış, düşünce yapısını değiştirmiş ve bunu biz okuyucuyada çok güzel anlatabilmiştir. Yaşanan bu gezilerin ruhani boyutta olmasından dolayı yazar Jack London özellikle maddecilik üzerinde durmuş, dejavu ya da kimi zaman hissettiğimiz o ait olma-olamama gibi durumlarını sorgulatarak bizim ana karakterle empati kurmamızı güçlendirmiştir. London bu empati kısmını o kadar sessizce, hissettirmeden ve ince ince işlemiş ki kitap bittikten sonra bile uzunca bir süre Standing’in o hayalini kurduğu tarlada, sığırlarıyla birlikte gülümseyen yüzünü düşünüp durdum. Beden ölür, bedenle birlikte ruh da ölür ve yaşamımız son bulur, bu böyledir değil mi?
Hayır, bu kitabı okuduktan sonra böyle değil. ‘Ölüm diye bir şey yok. Yaşam ruhtur ve ruh da ölmez. Yalnızca et ölür ve geçip gider…’