Japon edebiyatıyla ilk defa tanıştığım kitaplardan biri Benim Savaşım kitabı. Özellikle Japon edebiyatında bu yazarı çok merak ediyordum. Çünkü daha önce birçok kez İnsanlığımı Yitirirken kitabına rastlamıştım ve o kitabı bende oldukça merak uyandırmıştı. Aslında o kitabıyla Japon edebiyatına giriş yapıp bu yazarın kalemiyle tanışmak istiyordum ama nasip bu kitabıylaymış.
Kitabın içeriğine gelecek olursak kendi anılarından oluşan bölümlerde bahsettiği konuları daha çok eleştirel yaklaşımla anılarıyla birlikte anlatmış. Ve özellikle de bir bölümü varki tam kitabın ismiyle örtüşen kısım burası olmuş bence. Bölümün adı Alacakaranlık ve ayrıca bu bölüm beni çok etkilediği için bu kısmı ele almak istedim ben de yorumumda. Yazarın Tokyo'da Mitaka'daki evleri savaşta bir bombalama sonucu yıkıldığı için eşinin memleketine Kofu'ya taşınıyolar. Ve aslında kendisinin yaşam mücadelesi burdan sonra başlıyor. O zamanlarda Showa Dönemi diye geçen İmparator Hirohito'nun saltanatını sürdüğü dönemlerdi. Ve bulundukları bölgede sürekli ateş altındaydı. O yüzden Osamu Dazai de ailesiyle birlikte sürekli korunaklı ve sığınacak bir yer bulabilmek için ordan oraya sürükleniyolardı. Bir de iki tane küçük çocukları vardı. Bunlardan birinin göz sağlığı problemlerinden dolayı da görme yetisini kaybettiği için de büyük sıkıntı içerisindeydi. Osamu Dazai yaşadığı bu sıkıntılı durumların sebebini bir yandan kendisiymiş gibi düşünmeden edemiyordu. Çünkü düzenli bir iş hayatı edinememişti. Ve kendisini bundan dolayı sorumsuz hissediyordu.
O dönemlerde bombardıman altında kalan insanların verdiği mücadeleler ve tüm evini, eşyalarını kaybetmelerine rağmen bir şekilde hayata tutunma gayretiyle yaşamlarını sürdürmelerini ve ayrıca umutlarını her daim diri tutmayı başarmaları yüreğime dokundu.
Gerçekten de bir kişinin, Osamu Dazai nin, hayatı ile ilgili verdiği bu savaş benim Savaşım kitabında bu bölümde net bir şekilde verildiğini düşünüyorum. Yazarın bizzat bunları yaşayarak aktarması da oldukça bunu hissettiriyor da aynı zamanda.
Ayrıca şu detayı da söylemeden geçemeyeceğim; Bir yandan da umudunu diri tutmaya çalışması gerçekten cesaret isteyen bir şeydi de böyle bir durumda hayatta kalabilmek için. Bunu da sürekli yazarak devam ettiriyordu. Demekki çocukluğundan beri yazması hayaliydi. Beni etkileyen durumlardan biri de buydu aslında. Sürekli zorluklarla karşılaşsa da sevdiği şeyi yapmaktan geri durmuyordu. Sıkı sıkıya sarılıyordu. Ve burdan şunu anladım ki ne kadar sona geldiğini hissetsen de sıkı sıkıya sarıldığın bir şeyin varsa şanslısın. Çünkü seni hayata bağlayan şeyin bu olduğunu anlıyorsun. Benim bir sözüm vardı kendimden defterime karaladığım okurken o söz aklıma geldi. Bu kitaptan yaptığım çıkarım nezdinde sizlere de aktarmak istiyorum:
"İnsanı ayakta tutan umutları ve hayalleridir."
Bu sözü yazdığımdan beridir ben de bu hayatta umutlarımla ve hayallerimle birlikte varolduğumu farkettim ve hala da bu söze hayatımda yer verdiğim gibi umutlarıma ve hayallerime de yer vermeye devam ediyorum.
Sizlerde umutla ve hayallerimizle kalın, keyifli okumalar dilerim.