·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Haziran 2022 21:01 "İnsanlar ne istediklerini bilmez, ta ki siz onu verene kadar."
Piyasa böyle yürür. Yeni çıkan bir şey hakkında hiçbir fikriniz yoktur; birkaç kişide, reklamda görürsünüz ve birden ihtiyacınız varmış gibi hissedip almak istersiniz. Özellikle de çok tanınan biriyse.
"Bireysel seçimlerimizi takıntı haline getirirken, bu seçimlerin hiç de bireysel olmadığını, aslında içinde yaşadığımız toplumdan fazlasıyla etkilendiğini göremeyebiliriz çoğu zaman."
Peki bunu neden yapıyoruz? Sadece o kişiye güvendiğimiz ya da popülerlik için olmayabiliyor bunun nedeni. Önümüzde bize sunulan çok fazla seçenek var. Bir peynir almak istediğinizde bile 20 farklı markayla karşılaşıyorsunuz ve istemsizce en çok duyduğunuz, en çok gördüğünüz marka size daha güvenilir geliyor ve ona yöneliyorsunuz.
"İnsanlar mümkün olan en iyi seçimi yapmaları için gereken bilgiye sahip olduklarını düşündüklerinde bile, verdikleri kararlar dış etmenlerin -örneğin diğer insanların- ya da kendi bilinçdışı arzu ve istekleri gibi iç etmenlerin ağır tesiri altında kalır."
Seçeneklerin çok olması sizce ne kadar iyi?
Bir de şey var: doğru seçim yapamamaktan korkmak. Örneğin anneniz zeytin al dedi, markete gittiniz ve önünüzde bir sürü zeytin seçeneği, "acaba hangisi doğru", bu durumda en pahalı olana da yönelme çok oluyor. "Yanlış zeytin alsam bile en azından marka almış olurum." BİNGO!
Bir başka konu: pahalı olanın daha kaliteli gözükmesi. Herkesin ulaşamayacağı şey her zaman daha kaliteli görünür. Tabii bu içine koyulan maddeyle de alakalı bir durum ama günümüzde bu oldukça suistimal edinen bir durum. Benim burada bahsedeceğim ise biraz daha insana yönelik. Siz kaliteli bir insan mısınız? Kalite zihninizin doldurduklarıyla mı ölçülür, dış görünüşle mi? Yoksa ikisi de mi? Siz hangisini tercih ederdiniz ve siz hangisisiniz?
"Kazananlar ve kaybedenler olacaktır, ama aslında insanlar birbirleriyle savaşıyor değildir; kendi aşağı benlikleriyle mücadele halindedir."
Kitabı okurken bir başka şaşırdığım konu; bize dayatılan duyguların bir amaç uğrunda olması. Öfke kötüdür, nefret kötüdür, intikam, kin, kıskançlık, üzüntü, acı duyguları bize olmaması gerekiyormuş gibi lanse edilmiştir. Sürekli mutlu olmalı, gülümsemeli, etrafa enerji yaymalı, herkesi sevmeliymişiz. Peki insan bu mu? İnsan sadece mutlu olarak yapabilir mi? İnsan hiç sinirlenemez mi? İnsan doğası bunu kaldırabilir mi? Kaldıramaz! İşte amaçladıkları şey tam da bu. İmkansızı istemek.
"Kendimizi bir ideale bağlarız ve sonrasında bu ideale erişmemenin sarsıntısına maruz kalırız."
Siz mutlu olmak için birçok farklı yere yöneleceksiniz; farklı eğitimler, geziler, kurslar, kıyafetler, semtler, telefonlar, yiyecekler derken sonsuz mutluluğu arayacaksınız, sonsuz mutluluk diye bir şey olmadığı için insanlar mutluluk arayışındayken daha da mutsuz olacak; bu sırada da herkes para kazanacak. Siz hariç, siz harcayan tarafsınız.
"kitleler sahiden mutlu olduğunda, kapitalizm temelinden sarsılır."
Benim kişisel gelişim kitaplarına ne kadar nefret beslediğimi bilirsiniz. Hepsini sadece insanları anlık rahatlatmak için yazılan para tuzağı olarak görürüm -ki öyle. Onlar yerine felsefe, psikoloji okuyun. Yazar da benzer konuya değinmiş:
"Kişisel gelişim rehberleriyle ilgili hayati nokta şu ki, işe yaramadıkları apaçık ortada. Devasa ve iştahlı bir okur kitlesine rağmen, daha mutlu ve zihnen daha sağlıklı bir toplum yaratmayı başaramadılar. İşte asıl başarıları da burada yatıyor: Bu kitaplar mutsuzluğa deva olmaktansa, perişanlığın her yerde olduğu fikrini güçlendirdi. Ortalama bir insandaki sayısız kusur ve yetersizliğe dikkat çektiler ve bizi kendi zaaflarımızla meşgul ettiler. Böylece daha da fazla kişisel gelişim arar olduk. Daha önemlisi, kişisel gelişim türü kolektif ve bireysel psişedeki bamtellerine dokunan sayısız bilinçaltı mekanizmadan birini teşkil ediyor. Nasıl daha iyi olabileceğimize yönelik hatırlatmalar, kendimizi yetersiz hissetmeye devam etmemizi, daha iyi olma ve daha sıkı çalışma çabalarımızı sürdürmemizi sağlıyor. "Kişisel gelişim" insanların kendi yarattıkları beklentileri karşılayamayıp, daha fazla yardıma, daha fazla kitaba, daha fazla koçluğa ihtiyaç duymasına bel bağlıyor.
Başka bir deyişle, "kişisel gelişim" sözümona hafifletmeye çalıştığı yetersizlik ve paranoya hissini artırıyor. Kendi kendini ayakta tutan bir pazar bu."
Bu anlatılanların hepsine karşı mısınız? Gerçeklik çok mu yüzünüze vurdu? Sizi hayal dünyanızda rahatsız mı ettik? Burada da yazarımız şunu diyor:
"Psikanalize göre inkâr, bireyin iç çatışmalarıyla baş etmesinde temel bir mekanizmadır."