·412 syf.····Okunma: 15 Aralık 2023 21:44 Suikastçının Çırağı, The Realm of Elderlings serisinin başlangıcı Farseer Üçlemesinin ilk kitabı. Ana karakterimiz FitzChivalry'nin anılarını okuyoruz. Veled-i zina yani daha avam bir ifadeyle kraliyet piçi olan Fitz’in hayatı hiç kolay başlamıyor. Anne tarafından dedesi daha 6 yaşındayken ona daha fazla bakmayacağını söyleyerek kraliyet askerlerinin önüne atıp gidiyor. Fitz’in varlığı kraliyet içinde babası olan veliaht prensin tahtan çekilmesine sebep olacak sorunlara sebep açıyor. Fitz başından itibaren ya önemsenmiyor ya da nefret ediliyor ve sarayın içinde oradan oraya savruluyor. Ta ki Kral Shrewd onu kraliyete sadık ve kullanışlı bir hale getirmeye karar verene kadar. Fitz’i bir suikastçıya dönüştürmesi için kraliyet suikastçısını görevlendiriyor. Kitabımızın ismi de buradan geliyor.
Karakter yolculuğu ve gelişimi olağanüstü etkileyici. Suikastçı olarak yetişme süreci yüzeysel bir fiziksel eğitim yerine zihinsel, psikolojik bir açıdan çok başarıyla ele alınmış. Fitz’in kişiliğinin ve taşıdığı Farseer kanının katkısını görüyoruz. Karakterinin nasıl geliştiğini, olgunlaştığını, aidiyet ihtiyacını, bağlılığının nasıl oluştuğunu anlıyoruz. Kitaptaki karakterlerin hepsine yazar çok nadir rastladığımız bir derinlik katmış. Burrich, Chade, Verity, Soytarı, Molly, Patience, Fedwren, Nosy, Smithy, Sooty… bir çırpıda sayabildiğim bu karakterler hem kendi başlarına hem de Fitz ile kurdukları ilişki sayesinde dünyayı benim için çok somutlaştırdı ve çok bağlandım. Aynı derinlik aksi yöndeki karakterler Shrewd, Regal, Galen, Cob vs. için de geçerli. Üstelik saydığım bu karakterlerden çok daha fazlasıyla tanıştık ama tek bir an bile yormadı, kendimi bir curcunada hissetmedim. Olağanüstü yazılmış ya, tek bir kusur bulamam.
Karakter odağının yanında o dünyanın politiğini, coğrafyasını ve yavaş yavaş daha kaçınılmaz bir sorun olan düşman akınlarını, Fitz’in baştaki yaklaşımını ve gitgide bakış açısının değişimini de okuduk. Nereye doğru sürükleniyoruz hissiyle merak duygum hep tetiklendi.
Yahu bu da yetmezmiş gibi yazar bir de bize azar azar İrfan’ı tattırdı. Sihir sistemini de son derece özgün, mükemmel anlattı.
Eleştirenler çoğunlukla yavaşlığından bahsetmiş. “Hiçbir olay olmuyor.” Ne demek istediklerini anladığımı, aynı hissi ise paylaşmadığımı söylemeliyim. Ben bunun yerine tek bir satırını atlarsam Fitz’in hayatının önemli bir evresini, ona etki yapacak önemli bir anı kaçıracağımı hissettim.
Çünkü bu kitap bir vaat ve ne de güzel bir vaat!