Kitabı, ilk okumaya başladığımda anlamıştım akıcı ve sürükleyici bir roman olduğunu. Yazar o kadar bütünleşmiş ki kitapla, ayrı ayrı bölümlerde ele aldığı İrfan Kurudal, Meryem adlı karakteri kitabın sonunda nasıl birleştirdi yine doğrusu şaşırdım. Kitabı okurken bir sonraki sayfaları merak ettiğim için hızlı hızlı okudum. Kitabın sonunda ne olacak diye çok merak ettim doğrusu. Bir oturuşta 100 sayfasını bitirdim ve kitapta bilmediğim daha önce duymadım bir çok cümle vardı. Kitap o kadar içtenlik ve esenlik yazılmışki; farklı pencerelerden bakmayı, ünlü bir adam olan İrfan Kurudal ve köyde doğmuş, köydeki gelenek ve göreneklere bağlı okuma yazmayı bilmeyen Meryem, sözde hoca olan muhafazakar amcası tarafından tacize uğramış Meryem’in, amcasının oğlu Cemal tarafından öldürülmek için götürdüğü İstanbul’da askerlik arkadaşı Selahattin tarafından Meryem’in öldürülmesine engel olunmuştu. Selahattin Cemal’i Meryem ile birlikte Ege’nin kıyı kıyı kasabasında iki haftalığına bir yere yerleştirmiş. Ve bu sırada İrfan KURUDAL’ın ani bir kararla çıktığı seyahatte; Cemal ve Meryem’le karşılaşması üzerine, Cemal Meryem’e taciz edenin babası olduğunu öğrenince ani bir şok yaşar Bunun üzerine yaşadığı şokun etkisi ile iki gün boyunca uyur. Uyandiginda Meryem artık onu yanında istemez. Cemale gitmesini söyler. Cemal her ne kadar istemese de Meryem’in kararlı ve emin tavrının karşısında gitmek durumunda kalır. Meryem de kendi dünyasında yakaladığı mutluluğu yaşamak için kumlu yolda, kıyıyı yalayan dalgaların yanından yürümeye başladı tek başına korkusuz ve özgür … MutlulukZülfü Livaneli