merhaba, nasılsınız? Ben biraz hastayım ama yine de #bireylülakşamı kitabını okudum ve çok sevdim. Yani o kadar çok sevdim ki ikinci kitabı çıksa kesin okurum. Anlatımı akıcıydı. Bir kadının çocuğu ile kendi ayakları üzerinde durmasını konu alması ve o kadar güçlü olması benim çok hoşuma gitti. Eylül, oğluna hem anne hem baba oldu. Oğlu mutlu olsun diye o zamana kadar hep kendini ikinci plana atmış gibi. Dediğim gibi oldukça akıcı, anlatımı güzel bir kitaptı. Beni adeta içine çekti. Okurken, “Acaba mutlu olacaklar mı?” diyerek okudum. Konusuna gelecek olursam, Eylül oğluyla kendi ayakları üzerinde durmak için, annesinin yanında ayrılıp kendi başına ev tutuyor. Sonra arkadaşı Sinem’de onlara ev arkadaşı oluyor. Sıcak, güzel bir mahallede ev tutan Eylül, iş bulup kendi başının çaresine bakması gerekiyor. Sinem ile evden çalışabilecekleri, müşteri hizmetleri işi buluyorlar. Artık hem işi hem mutlu hayatı vardır. Bir de mahalle de karşısına çıkan Alper var. Ona karşı hiç hissetmediği duygular hissediyor. Başta kendini çekse de sonradan karşı koyamıyor. Üstelik oğluna da gerçek bir baba gibi davranıyorken kendini çekmeyi bırakması çok iyi oldu. Çünkü Oğuz’un öz babası ne arıyor, ne gelip görüyor çocuğunu. Bu kısım gerçekten çok üzücüydü. Herkes baba olmayı beceremiyor bir de baba olamayıp baba gibi davrananlar var gerçekten. Sinem’in hastalık evresine de çok üzüldüm ama onunda yanında çok sevdiği arkadaşı ve sevgilisi Tunç vardı. Güzel arkadaşlıklar, dostluklar vardı. Kitabın içeriği komşumuzdan gibi bir içtenlik hakimdi. Eylül ve Alper’in mutlu olmasını çok istedim. Neden çünkü oğlu Oğuz çok mutlu olacağı ve herkesin ikinci bir şansı hakettiğini düşündüğüm için. İkisinin de ikinci baharı olacaktı. Açıkçası kitap devam etse okurum ben özellikle birlikte bir hayat paylaşacaklarsa ve yazar bunu yazarsa kesin okurum. Hepinize tavsiyemdir. Bir Eylül AkşamıBüşra Keskin Bütün