Gönderi

7/10
·260 syf.··
2024 1. kitabı
Bir kitabı keyfinden okumak ve ders için okumak arasında deneyim açısından kat kat fark var. Ciğerdelen için bu konuda söyleyebileceğim, açıklamamı kısa tutabilmemi sağlayacak cümle “Kitaptan sınav olmayacak olsam sonuna kadar okumazdım.” olurdu. Ciğerdelen, Türkiye gündeminde ön ya da arka sıralarda olsun yine de her zaman gündemde olan tarikatlar meselesini birinci elden deneyimlememi sağladı. Tasavvufla meşgul olan Cumhuriyet kadınının ne durumda olduğunu gazetelerden okumak bir biyografi gibiyken Ciğerdelen onlardan birinin, Safiye Erol’un yazdığı bir romandı. Erol’un düşünceleri ve savundukları günümüzün ortalama zihniyeti için oldukça ilginç. Geçmiş yaşantının cinsiyet rollerini sonuna kadar eleştirenler günümüzde yalnızca kadınlar da değil ancak bana burada “yalnızca kadınlar değil” yazdıran olgu, Safiye Erol’un bir kadın olarak kendisini “ikinci sınıf” yapan normlara sarılmasını, onları tamamıyla benimseyip dini ve tarihi vurgularla da sürekli övmesini daha da şaşırtıcı hale getiriyor. Her seferinde “serhatli” diye bahsedilen Atatürk’ün de çokça, leitmotif sayılabilecek kadar çokça kez anılması da dikkat çekici yanlarından biri. Bu motif üzerinde düşünülürken akılda tutulması gereken bir nokta portrenin “kalpaklı Atatürk portresi” olarak geçmesi. Burada Atatürk’ün bildiğimiz okulda beyaz tahtanın üzerinde asılı olan portresinin değil, kalpaklı Atatürk’ün portresinin asılı olması, bu terkip meselesini, tarikat mensuplarının Atatürk ile ilgili algılarını temsil eden bir nokta. Öyle ki o okul panolarındaki kişi Atatürkkrn kalpağı olan Mustafa Kemal’dir. Ciğerdelen, “Batıdan ve Doğudan seçe seçe alıp kendi değerlerimizle birleştirecek, bir terkip elde edeceğiz! Türk milleti ki zamanında bu coğrafyanın tamamına hükmetmiştir, her kültürün en iyi noktalarını bir arada toplayacak kültür onunkidir.” ideolojisini her satırında hissettiren bir kitap. Tasavvufla uğraşan bu insanların Cumhuriyet döneminde genel gündemi diğer kesimlerde de olduğu gibi bu terkip meselesi oluyor, onlar İslam’ın getirdiği kültürel değerlere sımsıkı sarılarak (sarıldıklarını iddia ederek) Batı’dan modern değerler alıp çağı yakalamayı hedefliyorlar. Gelin görün ki bu “İslam’ın getirdiği değerler” kadının boyun eğmesi, fazla sosyalleşmemesi, kocasını olabildiğince mutlu etmesi, bir erkeğe “ait” olması ve erkeğin de kendi zevkine uygun bir kadını “seçebilip” yaşantısında da yedi peçesinin altında binbir türlü ahlaksızlık gizlemesinden ibaret. Bir kadının modern olmak için farklı danslar bilip incecik bir vücuda sahip olup dar ve sade giyinmesi gerekirken bu modernliğine bile erkekler karar veriyor ve erkekler için olan modernlik ölçütü bir bakıma ne kadar modern bir kadına sahip oldukları üzerne kurulu. Epey taraflı baktığımın farkındayım ancak bir de eserdeki ikinci boyuta, bir karakterin yazdığı eski dönemlerde geçen hikayeye bakalım. Burada kadınların haremde her gün aynı şeyleri yapıp dışarı asla çıkamadıklarından bahsedilirken durumdan rahatsız olan yeni gelinimizin hoşnutsuzlukları yazar tarafından karakterler aracılığıyla epeyce yadırganıyor. Tabii bu yalnızca bir örnek ancak spoiler vermemek için kendimi frenliyorum! Hikayenin dışındaki olaylarda insanların toplumsal statülerne göre rolleri çok fazla değişmezken yazar bu durumu kültürü koruyabilmek olarak gördüğünü satır aralarında bağırıyor. Bir okur olarak ben durumu geri kalmışlık, yapılması gereken bir değişikliği atlamışlık olarak görüyorum. Bol bol yazdım, çok doluyum Ciğerdelen hakkında. En spoilersız ve genel bir şekilde böyle dert yanılabilirdi sanırım. İyi akşamlar 1000kitap!
Analiz
CiğerdelenSafiye Erol · Kubbealtı Neşriyatı · 20241,415 okunma
·
134 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.