Matt Haig
Yazar 3 Temmuz 1975 yılında İngiltere'de dünyaya gelmiş. Üniversitede İngiliz Tarihi eğitimi almıştır.
İngiliz edebiyatı üzerine yüksek lisans yaparak eğitimini tamamlamıştır.
Hem çocuklar, hem de yetişkinler için kurgusal ve kurgu dışı kitaplar yazmıştır
1999 yılında İbiza’da hayatının ilk büyük depresyon atağını geçirmiş. Küçüklüğünden beri anksiyete problemleri yaşayan Matt Haig neredeyse kendine zarar vermesine neden olacak bu tecrübeden sonra yaşadıklarını ve depresyonu nasıl atlattığını anlatan Yaşama Tutunmak İçin Nedenler kitabını yazmıştır. yazarın kişisel gelişim türünde sayılabilecek ilk kitabıdır. Sunday Times'ın en çok satanları arasında bir numara olmuş ve 46 hafta boyunca Birleşik Krallık ‘ta ilk 10'da yer almıştır
Matt Haig’in İngilizce öğretmeni yazmayı sevdiğini fark eder ve onu yazar olma konusunda cesaretlendir. Ona kitap okumanın da bir video oyunu kadar eğlenceli ve heyecanlı olabileceğini gösterir. Yazar bir röportajında Gece Yarısı Kütüphanesi romanındaki Bayan Elm karakterini öğretmeninden esinlenerek yazdığını söylemiştir.
İNSANLAR
Yazar kimliğini bulduğu ilk kitabın İnsanlar olduğunu söylüyor. Bu eserinde kendi dilini bulan yazar, bu kitaptan önceki eserlerini çok daha acemice yazdığını düşünüyor.
Dünya dışı bir varlık, ünlü bir matematik profesörünün bulduğu hipotezi yok etmek ve bu konuda bilgisi olan herkesi öldürmek için dünyaya geliyor, ilk olarak profesörü öldürüp onun bedenine gizleniyor. Asıl amacının dışında insanlığın varoluşunun bazı temel sorunlarını araştırıyor ve okuyucuları sevgi, bağlantı ve empatinin değeri üzerine düşünmeye davet ediyor.
Dünyaya ilk geldiğinde kendisini asal sayılara benzetiyor.
Asal sayılar güçlüdür. Başkalarına bağımlı değildir. Saftır, tamdır ve gücünü asla kaybetmez. Asal sayılar gibi olmalısın. Gücünü kaybetmemeli, mesafeni korumalı ve etkileşimden sonra değişmemelisin. Bölünmez olmalısın.
Bölünmez olacağım diyerek başlayıp müzik dinleyen, hayvan seven, çay içen, âşık olan bir insana dönüşüyor.
Bilmeyenler için söyleyeyim, insan dediğimiz şey orta zekâlı ve iki ayaklı bir yaşam formu; evrenin çok ıssız bir köşesinde yer alan küçük ve sulu bir gezegende, büyük ölçüde yanılsamalarla dolu bir varoluş sürdürüyor.
Benim en çok dikkatimi çeken bu paragraftı ve bu paragraf üzerinden yola çıkarak yanılsamalar kavramının alt metinine inmek istedim.
Yanılsamalar beni zaman kavramına ve İzafiyet Teorisine götürdü.
Albert Einstein’a göre zaman kavramı bir yanılsamadır.(1905)
İzafiyet Teorisi olarak bilinen bu teoriye göre uzay ve zaman bir algıdır. Mutlak zaman yoktur; uzay ve zamanı algılamamız, bulunduğumuz yere ve hareketlerimize bağlıdır. Bir cismin hızına ve konumuna göre, zaman hızlı veya yavaş geçer.
1905 yılında Einstein tarafından ortaya atılan bu teori,
1971 yılında bir deneyle ispat edilmiştir. 3 atom saatinden biri doğuya, biri batıya biri ise havaalanında kalarak aralarındaki zaman farkı hesaplanmıştır. Ve Einstein’ın zaman teorisi ispat edilmiştir.
Zaman farklarıyla ilgili bir film vardı. Yıldızlar arası. Nasa da çalışan astronotlar dünya dışında bir yaşam formu bulmak için yolculuğa çıkıyor. Dünyaya döndüklerinde hepsi genç fakat çocukları o kadar yaşlı ki yatağa mahkûm yaşıyorlar.
Filmde sık sık görelilik teorisinden bahsediliyor.
Hatta şöyle bir cümle geçiyor.
Zaman görecelidir; uzayıp kısalabilir fakat asla geriye dönülmez.
İnsanlar zamanının asla geriye dönmediğinin farkındalar fakat bilincinde değiller sanırım.
Fernando pessoa’nın –huzursuzluğun kitabından bir paragrafı sizlerle paylaşmak istiyorum.
İnsanların hepsi aynı bilinçsizliğin farklı beden ve yüzlerdeki tezahürleri, aynı görünmez varlığın elinde toplanmış iplerle hareket eden kuklalardan farkları yok. Bilince işaret eden bütün tavırları sergiliyorlar, ama hiçbir şeyin bilincinde değiller, çünkü bir bilince sahip olduklarının farkında değiller. Kimileri akıllı, kimileri aptal – aslında hepsinde aynı aptallık. Kimileri daha yaşlı, kimileri daha genç – aslında hepsi aynı yaşta. Kimileri erkek, kimileri kadın – aslında hepsinin cinsiyeti aynı.
İnsan bu kadar birbirinin aynısıyken aramızdaki kutuplaşmayı ve zamanı neden bu kadar göz ardı ettiğimizi anlayamıyorum.
Kutuplaşma konusuyla da ilgili olarak çok yakın çevremizden çok basit örnekler vermek istiyorum
Memleketimizin neresi olduğu sorunsalı?
Samsunlular derneği.
Galatasaraylılar lokali.
Cebimizde bizi yöneten yapay zekanın küçük bir formu olan ve tek amacının Alo demek olduğunu düşündüğüm telefon markalarına aşırı düşkünlük.
Üç çizgili ayakkabılar, kravatlar, ceketler, eğitim seviyesi.
Doktorlar hemşireleri beğenmez, mali müşavirler ön muhasebecileri.
Hepimiz insanız ve tek gayemiz yaşamak.
Doğru ve yanlış değişir belki bilemiyorum ama gerçekler tektir… insan dediğimiz şey orta zekalı ve iki ayaklı bir yaşam formudur. Mavi bir gezegende büyük ölçüde yanılsamalarla dolu bir varoluş sürdürmektedir.
Temel ihtiyaçlarının dışındaki hedefi ise huzur, sevgi ve mutluluktur.
Bunlar içinse sadece farkındalık değil bilinçli farkındalık gerekiyor.
Kendimizi kalıpların dışına çıkarmalı mutluluk ve zamanı kovalamak yerine onunla iş birliği yapmayı denemeliyiz sanırım.