Yunus’un Divan’ı, Mevlana’nın Mesnevi’si, Dede Korkut, Nietzsche ve birçokları kitaplığımda bana bakarken bu kitaba daha fazla devam edemedim. Popüler kültür hatta kişisel gelişim (ama kadercilikle yoğrulmuş) kitabı okumayı seven okusun. Benim boşluğuma geldi yoksa bu kitabı edinmiş ve heyecanla okumaya başlamış olmayı başka türlü açıklayamıyorum. Tasavvuf okumak isteyen ise Ahmet Yesevi okuyabilir mesela…
Kitapta söz gelimi teselliyi çemberin merkezinde arayan ‘musibet’ sahibi kişiye Batı’dan ve Doğu’dan düşünürler teselli veriyor. Ama ortada ne bir çember var ne de o düşünürlerin karakterize edilişi var. Yazar sanki oturup aynı görüşleri toparlamış da bari bunu bi kitap yapayım demiş gibi. Açıkcası alegorik bir metin beklerken (ki kitap sanki bunu vaadediyordu) ana kaynağın Kur’an’dan sürekli aynı ayetleri verip açıklaması ve ara ara sahneye bazı düşünürleri çıkarmasından ibaret bir teselli kitabı. Teselliyi neyde bulduğumuza göre de değişir tabi bu tanım. Evet her şey zıddıyla var olur, evet kötü günlerin sonu iyiye çıkar, evet fırtınada geminin gelmesine bakılır kaptan kimsenin umrunda değildir… Sonuç? Sanat? Yazar? İrade? …
Güzel mesajları olsa da edebi yönünün bu kadar zayıf olması, yazarın aynı bakış açılarını derleyip bir kitap haline getirmesi beni hayal kırıklığına uğrattı. Olanı olduğu gibi kabul etmek, Allah’a, evrene, iradeye, ışığa, Nirvana’ya artık neye inanıyorsak ona güvenmek elbette çok önemli fakat kitabın alt metninde verdiği kabulleniş beni rahatsız etti. Fazla kaderciliğin getirdiği tüm olumsuzlukları kabul ediş bu dünyada azaptan başka nedir? Diye sorarım o zaman.
Daha da fazla söze gerek yok sanırım.