Bir kitap okudum ki yüreğime dokunan, beni ülkemizin değerli sanat severlerin arasına götürüp orada onların eserleri ile bir araya getiren bir eserdi KARADUT.
Ülkemizin işgal altında olduğu dönemlerde: Orhan Veli, Nazım Hikmet , Ahmet Hamdi ve daha nice değerli , kıymetli , sanatını en güzel en özel şekilde icra eden ama bir o kadar da zorlu dönemlerden geçip, haksızlığa uğrayıp engel olunana, özgürlükleri ellerinden alınan nice edebi sanatçımızı bu eserin satırlarını okurken bir kez daha net biçimde anladım.
Bu eserde gerçek hayatların kurgusal olarak yaşanmış hikayesini okuyorsunuz. Size bıraktığı dolu dolu hisleri uyandıracak. Herkese bir nevi hak vermekten, herkese üzülmekte olduğum bir hikayeydi.
İlk başta Mari Gerekmezyan, kitap kapağındaki görselde yazarımız kendi asıl resmine ulaşmış ve kitap kapağında onun gerçek yüzünü bizlere yansıtmış. Bu eseri büyük emeklerle ve araştırmalar sonucu ortaya çıkartmış diyebilirim. Mari hem eğitim hayatında , hem de heykeltıraş olarak sanatını icra eden birisi. Ama engel olunamayan, elimizde olmayan aşkı dolu dolu ve çok acı biçimde yaşamış birisi.
Bedri Rahmi Eyüpoğlu ise tuval üzerinde renklere ahenk ile dans ettiren yetenekli bir ressam. Evli ve bir çocuk babası. Sergiler açmaya çalışan ve ülkenin zorlu dönemlerinde her sanatçı gibi mücadele veren değerli bir insan .
Bir sergi sırasında karşılaşmaları ile başlayan Mari ile Bedir aşkı onları hem sanat konusunda besleyip, hem de benliklerini yok etmeye başlıyor. Sanatı aşk ile bütünleştirip yaptığı eserlere hayat veriyorlar.
Toplum baskısı , evli bir adamla uygunsuz ilişkisi Mari`yi ne kadar güçlü olduğunu sansa da adım adım ölüme götürüyor. Ama birbirlerinden vazgeçmiyorlar , vazgeçemiyorlar . Birisinin elleri , birisinin fırçaları birbirlerine olan aşları sayesinde yeniden doğup , yeni yeni eserler ortaya koyuyorlar. O dönemde ödüller alınıp, değerleri bilinse de aşklarını toplum hiç bir zaman toplum kabul etmiyor. Sonun da bu aşk için verilen ebedi sözler sizi bekliyor.