Yazar Jonice Webb, çocukluktaki duygusal ihmalin aslında ne kadar tehlikeli, sinsi ve fark edilemez olduğunu aktarmak için bu tanımı kullanıyor, onu aile fotoğrafındaki beyazlığa benzetiyor. Aslında orada olan, tanımlanması zor olduğu için fark edilemeyen, varlığı ile insanın kafasını karıştıran duygusal ihmal ve insanı hayatı boyu takip eden o garip his: Boşluk hissi.
Kitap temelde üç konu ve bu konuların alt başlıklarıyla ele alınıyor. Yazarın ilk önceliği bu boşluk hissine sebebiyet veren, insanın içinde büyürken karakterini inşa ettiği aile ortamının bizi nasıl etkilediği ile başlıyor ve 12 farklı aile-ebeveyn tutumunu ele alarak örnekler veriyor. Bu örnekteki bireylerin her birinin hoşluk hissini yaşama şiddeti, şekli türü ve başa çıkması birbirinden çok farklı seviyede. O yüzden söyleyebilirim ki içinden bir, belki iki tanesinde kendi ailenizin çocukluğunuzda size karşı tutumunu gözlemlemenizi sağlayarak çocukluğunuza ayna tutabilir. Sıkı tutunun.
Bir diğer bölümde ise duygusal ihmal mağduru bireylerin sıklıkta gösterdiği davranışları aktarıyor. Bunu yaparken yine hikayelerden yararlanarak karakterler aracılığı ile duygusal ihmalin gerçek hayatta neye benzediğini bize yansıtıyor. Yazar tek bir hikaye örneğini tüm ebeveyn rollerine uyarlayarak bizlere tek tek ihmalin farklı yüzlerini bir hikayenin farklı versiyonları olarak gösteriyor. Burada oluşturulan kurgu bir çeşit "ya böyle olsaydı" kurgusu olduğundan dolayı okuyucuyu farklı bakış açısından düşünmeye sevk ettiğini söyleyebilirim.
Son bölümlere doğru ise ihmalin fark edilmesi, hayatta başka ne şekillerde karşılaşabileceğimizi gösteriyor. Örneğin aşırı ya da az yeme davranışının duygusal ihmal ile bir bağlantısını kurmakta zorlansam da ihmalkar ebeveynlerin çocuklarına davranışları sonucunda yemek ile kurulan bağların zayıf olabileceğini gördüm. Yazar konuyu sadece yemek bağlamında değil "özbakım" bağlamında ele aldığı için yemek, dinlenme, düzenli olma hali durumlarının da duygusal ihmal sebebiyle nasıl sapacağını gösteriyor. Bu göstermenin ardına egzersiz önerilerinde bulunuyor (takip tabloları, ödevler vs)
Hiçbir kitap ruhsal halimizi düzeltmede tam anlamıyla bize terapistlik yapacak rolde değildir fakat bazı eserlerin dünyada ortak yaşantıları paylaştığımız insan öykülerini görmekte ve başa çıkma stratejilerine tanıklık etmekte iyi bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden eğer tanımlandıramadığınız bir boşluk hissinden muzdaripseniz ve kendinize bir ayna tutmak istiyorsanız bu kitap ile başlayabillirsiniz.
Son cümlelerimi toparlayarak yazımı sonlandırıyorum. Yazar kitabın sonuna doğru kitabı yazma amacından bahsederken duygusal ihmal kavramının resmin bütününde eksik olan ve danışanlarında sürekli görüp isimlendiremediği, hatta öyle ki İngilizce'de herkesçe görünen fakat kimse tarafından kabul edilmek istenmeyen sorunlara atıfta bulunan bir deyim olan "odadaki fil" sözü ile aktarır. Yazarın 15 yıllık klinik deneyiminde danışanlarında gözlemlediği bu "tanımlanamayan" soruna bir isim bulma istemesi, literatürde çok fazla bu konuya denk gelmemesi, Bowlby'nin bağlanma kuramı ve Goleman'ın duygusal zeka kuramından etkilenerek bu soruna "duygusal ihmal" adını vererek kitaplaştırması bilimin kuramlarla birbirini doğurarak, birbirinden bölünerek geliştiğini kanıtlar nitelikte. Son olarak söylemek isterim ki kitabın dili oldukça sade, okumak için ruh sağlığı alanında olmanızı gerektiren ve okumayı zorlaştıran herhangi bir terim bulunmamakla birlikte yazarın dili oldukça yapıcı. (15 sene klinik psikolog deneyimi olan biri için normal gerçi :) )