Yazar yedi güzel adamdan biri ve Alaeddin Özdenören'in kardeşidir. 2008'de "Türkçeyi Güzel ve Doğru Kullanan Edebiyatçı" ödülü, 2015'te "Kültür ve Sanat Büyük Ödülü", 2016'da "Necip Fazıl Kısakürek Saygı Ödülü", 1984'de "Yılın Hikâyecisi" Ödülüne sahip olmuştur. Deneme ve öykü yazmakla birlikte çeviri eserleri de bulunmaktadır. "Gül yetiştiren adam" yazarın tek romanıdır. Dili yalın ve yabancı sözcüklere boğmamış olması güzeldi.
Roman manzum hikaye ile başlıyor. Bana kalırsa en büyük spoiler de burada saklı.
"Eskiden parke taşı döşeliydi.
Şimdi asfalt
Parke
Taşları
Asfaltın
Altın
da
Kaldı"
Roman iki farklı yaşamdan oluşuyor, birincisi hikayeye ismini veren benim de en beğendiğim "Gül Yetiştiren Adam"ı okurla tanıştırıyor. Peki kimdir bu Gül Yetiştiren Adam? Yazılarında dinden etkilenen ve dini işleyen yazar isim konusunda beni hiç şaşırtmadı. Gül kokusunu islami yönden ele almış ve kahramanımızı milli mücadele sonuçlarını kabul etmeyen, dış dünyaya karşı evde durarak protesto eden biri olarak tanıtmış. Sen de derviş o desin korkak biri.Torunu ile konuştuktan sonra dışarıya çıkmaya karar verir kahramanımız ama ne şehir bıraktığı gibidir ne de çok sevdiği ümmet. Diğer roman Sitare'yi konu alıyor değişimde kaybolup gitmiş, yeni nesili bizimle tanıştırıyor. Karakterler aslında acınası durumda ne dinleri var tutunabildikleri ne de gerçek hislerini biliyorlar sadece arıyorlar gibi geldi bana. Ve kabul etmek gerek Rasim bugünün insan portresini 79'da bizimle çoktan tanıştırmış.
Anlatımdaki geçişleri çok başarılı bulduğum söylenilemez belki bölümlere ayırsaydı ve bu şekilde bize sunsaydı daha başarılı olabilirdi. Lâkin itiraf etmem gerekecek iki yaşamı bu şekilde birleştirmesini beklemiyordum.