Beni kitabı okumaya iten Dostoyevski'nin hepimiz Gogol'ün paltosundan çıktık sözü oldu. Buradaki hepimizden kasıt dönemin Rus yazarları olmaktadır.
Gogol'ün palto hikayesini yazmasıyla birlikte Rus Edebiyatında sürekli üst kesim üzerinden kurgular yazma atmosferi dağılmış ve yazılan hikayeler biraz daha alt kesim üzerinden yazılmaya başlamıştır. Açıkçası Gogol'e Rusya'da alt kesim üzerinden hikaye yazma geleneğinin öncüsü de diyebiliriz.
Kitaba gelecek olursak, kitap Akakiyeviç adında oldukça mülayim birini anlatıyor. Kitabı okurken Akakiyeviç'in o mazlum aurasını güçlü bir şekilde hissediyorsunuz.
Akakiyeviç işini müthiş bir titizlikle yapan en alt kademe bir memur olarak devlet dairesinde çalışıyor. İşini o kadar iyi yapıyor ki amirleri yerine başka birini bulamıyor. Çalıştığı yerde sürekli arkadaşlarının onunla alay etmesine rağmen onlara asla sesini çıkarmıyor. Aynı zamanda kendisi oldukça da yalnız bir adam ne eşi ne çocuğu var. Sadece hayatta bir tek paltosu var. Eski bir palto olmasına karşın Akakiyeviç için her şey olan palto artık tamir edilemez hale geliyor. İşte hikaye asıl o zaman başlıyor.
Gogol bu paltodan öyle bir bahsetmektedir ki açıkçası okurken iliklerime kadar üşüdüm desem abartmış olmam.
Kitap basit bir kitap gibi görünse de aslında toplumun sesiz kalanlarını, konuşamayanlarını, hakkını arayamayanlarını, kendi sınırını çizemeyenleri temsil etmektedir. Sayfaları okudukça ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınızdır.
Şimdiden herkese iyi okumalar diliyorum.