·152 syf.····Okunma: 21 Ocak 2024 00:41 Roman, insanlarla iletişim kurmakta güçlük çeken bir ressam olan katil Juan Pablo Castel’in sevgilisi Maria İribarne’niyi nasıl öldürdüğünü hapishaneden anlatacağını ilan etmesiyle başlar.
Maria ve Castel ilk kez Castel’in resim sergisinde karşılaşırlar. Maria, sergide ressamın varlığından habersizdir. Ve onun annelik temalı resmine bakakalır. Ressamımız Castel, Maria görür ve ondan etkilenir. Onunla tanışmak için yanına yaklaşır ancak Maria ortadan bir anda kayboluverir. Bu durum Castel’in için bir takıntı olur. Günlerce onu görmenin hayalini kurar ve onu gördüğünde nasıl konuşacağına dair kendince provalar yapar. Bir gün tesadüfen Maria’yı karşısında bulur(O da Castel’le tekrar görüşmenin hayalini kurmuştur.). İkisi birbiriyle tanıştıktan sonra Castel, ona tüm duygularını açıkça anlatır. Maria da ona karşı boş değildir.
Ertesi gün Castel, Maria’yı tekrar görmek ister ve evini telefonla arar. Telefona çıkan hizmetçi Maria’nın kendisine bir mektup bıraktığını ancak adresi bilmediği için postalayamadığını söyler. Bunun üzerine mektubu almak için Castel onun evine gider. Eve gittiğinde Maria’nın kör kocası Allande ile karşılaşır. Castel bu durum karşısında biraz şok olur ve Maria’dan şüphelenmeye başlar. Daha sonra Castel ve Maria arasında bir aşk hayatı başlar. Allande’nin kuzeni Hunter’le de tanışan Castel, Maria ile Hunter arasında bir ilişki olduğunu düşünmeye başlar. Sürekli kafasında kurmaya başlayan Castel bir gece Hunter ve Maria’nın yağmurlu bir günde yağmur bastırınca bahçede kol kola içeri girdiklerini görür ve şüpheleri iyice artar, çıldırır. Zaten şüpheleri olan Castel uzun zamandır aldatıldığını düşünür ve kafasında kurduğu şeylere kendini kaptırarak sevgilisi Maria İribarne’yi defalarca kez bıçaklayarak öldürür.
Daha sonra Allende’nin yanına gider ve Maria’nın kendisini ve onu kuzeni Hunter’le aldattığını söyler. Ve bu sebeple Maria’yı öldürdüğünü itiraf eder. Allende ona delirdiğini söyler ve Castel’i polisler yakalar.
Değerlendirme ve Yorumlar:
Tünel, ilk okunduğu gibi yalnızca umutsuz bir aşk hikâyesi, bir polisiye ya da cinayet romanı değildir. Romanı anlamak için başkarakter Juan Pablo Castel’i anlamak gerekir.
Romanda; çağın hastalığı olan yalnızlık ve iletişimsizlikten doğan çaresizlik, kadın- erkek, saplantı gibi birçok izlek bulunsa da aslında ana izlek; bir sanatçının anlaşılamaması, anlaşılmak istemesi ve bunun eksikliğin bünyesinde yarattığı tahribattır.
Castel, modern sanayi toplumunda derin bir yalnızlık, çaresizlik duyumsayan, iletişim yolları kapalı bireyi temsil eder. Toplumsal duyarsızlığı ve insanlığın yaşadığı acıları, yine bu acıların insan belleğinin unutuşunu da eleştirir. Ayrıca kadınlarla arasında korkulu, sorunlu bir iletişimsizlik vardır. Castel insanlığa karşı tiksinen bir bireydir. Mesela; Castel resimlerini yapar ve sergiler ama bunun dışında toplumla bir bağı yoktur. Toplumun tüm kesimlerine tepkilidir. Meslek odalarından tutun, eleştirmenlere, hatta sokaktaki sıradan insanlara bile öfkelidir. Ailesi, dostları, hayatında olan bir kadın yoktur. Yapayalnızdır. Bu kadar olumsuzluk özellikleri bünyesinde barındırması aslında cinayetin bir nevi fizyolojik ve psikolojik altyapısıdır diyebiliriz. Zaten hayatla da bağı oldukça zayıftır. Maria hayatına girdikten sonra hayat ve sanatla tek bağı o olur ressamın. Keza benzer hususlar aslında Maria İribarne’de de vardır. Onun, ressamın ‘‘Analık’’ temalı resminden hoşlanması, zaman zaman aynı sözcükler ve aynı davranışlarla birbirleriyle olan ilişkileri Castel’in ona aşık olmasını sağlar. Castel yalnızlığını giderebilecek bir hayat suyu bulmuştur Maria ile. Yalıtılmışlık, öfke, çaresizlik, iletişimsizlik gibi duyguların dindirecek kişi aslında Maria’dır. Fakat Maria daha ilk andan itibaren kaybolur. Castel günlerce ucu bucağı olmayan bir yerde onu arar. Hayatının tek aktivitesi, dünyada onu anlayabilecek tek insanı arıyor olması, olur. Bu süreçte okur da öykünün içerisine çekilir. Bu arada Castel’de mevcut olan çoğu özelliklerin ve duyguların aslında çocukken Sabato’da da olduğunu belirtmek gerekir. Sabato çok iyi bir gözlemcidir. Zaten iyi bir romancı bir nevi iyi bir gözlemci de olmak zorundadır. Yaşadığı toplumu, toplumun tüm unsurlarını, aksayan yönlerini iyi gözlemlemelidir. Arjantin toplumundaki bireyin sorunlarıyla Castel’in sorunu da birebir örtüşür. Ayrıca Tünel metaforu da anlatı boyunca yazarın amacına hizmet ediyor. Castel’in zihnindeki tünel cinayetten sonra somut tünele evrilir. Tünel her tarafı kapalı, dış dünyaya yalıtılmış ve iletişimi kesik bir alandır. Yazar da bireyin toplumdan kopuşunu tünel imgesiyle sembolleştirmiştir. Castel’in kopuşu yalnız toplumdan değil, içsel bir kopuştan da söz edebiliriz. Roman göstergeler ve çağrışımsal unsurlar barındıran basit gibi gözükse de aslında çok katmanlı bir yapısı vardır. Temel anlamıyla özetlemem gerekirse: Yalnızlık, iletişimsizliğin ve toplumun her kesiminden yalıtılmış olmanın yarattığı öfkeyi ve çaresizlik duygusunu anlatan bir romandır.