Adı:
Tünel
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392744
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Tunel
Çeviri:
Pınar Savaş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yirminci yüzyılın ilk yarısında yazılmış; ama insanlık kadar eski, insanlar yaşadıkça var olacak ruh hallerinin dibine kazılan bir “tünel” bu kitap. Özdeşlik arayışı, aşk, tutku, şüphe ve cinayet... Sıradanlığın ve sanatçı ruhunun, aklın ve içgüdünün birbirine karıştığı girdaplarda soluk soluğa bir yolculuk. Bizi götürdüğü yer ise daha ilk cümleden belli: Ben “Juan Pablo Castel, yani María Iribarne’yi öldüren şu ressam...”

Varoluşçu bir anti-kahramanın cinayet itirafnamesidir Tünel. Fransızcaya çevrilmesini Albert Camus’nün önerdiği, Graham Greene’in hayranlıkla karşıladığı bir başyapıt. Ernesto Sàbato’nun felsefi ve edebi evrenindeki yolculuğunun da ilk adımı.Tünel, çağımızın temel entelektüel sorunlarını, toplumların ve ruhlarımızın karanlık, izbe köşelerini didikleyen bir üçlemenin ilk kitabı. 

Yaratıcılık, dışavurum, istense de istenmese de, sonuçta, en azından tek bir kişiyle duygudaşlık, anlamdaşlık için değil midir? Ya böyle bir kişiye rastlarsa yaratıcı? 

İşte, ressam Castel’in öyküsü böyle bir rastlaşmayla; María’yla başlar. Kurtarıcısını, tüneldaşını bulmuş gibidir. Marazi bir ruh taşkınlığıyla sarılır María’ya...

Aşkın, takıntının, kuşkunun, kıskançlığın, sıkıntı ve deliliğin kol gezdiği Castel’in dünyasında gerçeklik duygusu adım adım yitirilir. Geride ne yaratıcı, ne de yaratı kalır. Cinayet de çözümsüzdür, kalıcı olan tek şey sonu gelmeyen kuşku döngüsüdür. İflah olmaz aşkları, ruh tutulmalarını bilenler için...
“Aşk imiş her ne var âlemde, İlm bir kıyl-ü kâl imiş ancak.”

İnsanoğlunun muğlak bir varlık olduğunu hepimiz biliyoruz. Olmasa bile olması gerekirdi de bana göre. “Anlaşılmak kendini satmaktır.(F.P.)” Bizi anlaşılmaz kılan çok şey var. Ama öyle bir şey var ki her yerde her şekilde karşımıza çıkabiliyor. İnsanın en büyük kıvılcımı: Aşk. Hayatımızı aslında aşk yönlendiriyor. Meslek aşkı, okuma aşkı, kitap aşkı, merak aşkı, para aşkı daha bir sürü şey, hepsi aşkın birer çeşidi değil de ne sizce? Aşk etrafımızı bu kadar sarmışken edebiyatta da karşımıza çıkması hiç şaşırtıcı gelmez bize o zaman. Adından söz ettirmiş çoğu kitapta ister ana konu olsun ister olmasın aşka rastlarız. Şuan günümüz romanlarının öz babası olan Don Quijote’u okuyorum. Şövalyemiz tüm kahramanlıklarını aşkından yanıp tutuştuğu Dulcinea del Toboso’ya armağan ediyor. Ya Werther’in Acıları desem? Ya da Madam Bovary? Biraz da bize dönelim. Kürk Mantolu Madonna, Huzur, Eylül sadece birkaçı. Ernesto Soboto da aşkın ne boyutta insana etki edebileceğine yer vermiş bu kitabında. Ya da içimizdeki karanlık tünellerin aşk denen kıvılcımla ateş almasının hikâyesini anlatıyor diyelim. Tünel’de olaylar aşk üzerinden tam bir varoluş sorununa, tüm insanlığa, dünyaya karşı kıskançlık, kin ve öfke duygularına eğiliyor. Hemen Don Quijote’tan şu alıntıya kulak verelim: “Aşk bazen uçar, bazen yürürmüş; kimininki koşar, kimininki ağır ağır ilerlermiş; bazılarını hafif ısıtır, bazılarını yakarmış; birini yaralar, ötekini öldürürmüş; bir anda tutku yarışını başlatır, aynı anda bitirirmiş; sabah kuşattığı kaleyi akşamına düşürürmüş; çünkü hiçbir kuvvet aşka direnemez.” Tünel’in başkişisi Juan Pablo Castel’i aşk yakıyor, âşık olduğu kadını ise öldürüyor. Heyecanınız kaçmasın, kitabın sonunu değil başını söyledim: “Juan Pablo Castel yani Maria Iribarne’yi öldüren şu ressam olduğumu söylemem yeterli olacaktır sanırım.” Kitap bu cümleyle başlıyor. Castel bir ressam. Sergilenen Annelik adlı tablosunda eleştirmenlerin bile farkına varmadığı bir ayrıntıyı sonradan adının Maria olduğunu öğrendiği genç bir kadının ayırdına vardığını hissediyor ve bu durum karşısında hayli şaşırıyor. Ve Maria’nın peşine düşüyor. Bir ressam, tablo, tablonun önünde uzun süre bekleme, adı Maria olan bir kadın siz değerli arkadaşlara tanıdık geldi mi? Gelmeli bence. Castel oldukça yalın ama sarsıcı bir anlatımla roman boyunca, sonuna doğru daha da belirginleşiyor bu, artan bir gerilimle karanlıktaki tünellerinde sakladığı insanlara duyduğu kini, dünyanın yaşanmaz bir yer olduğunu aşkın aydınlatmasıyla büyük bir değişime uğruyor. Sonuç mu? Romanın ilk cümlesine gidin. Bizi birbirimizden ayıran tünellerimiz var. Bu tüneller bize değil de başkasına aydınlanıyorsa durumumuz Castel’in durumuyla aynı olacak. Ve yine, bu yüzden insanın biraz muğlak olması fikrine katılıyorum. Bu kitap hakkında diyecek fazla lafım kalmadı. Don Quijote’un ilk cildini bitirince biraz ara vermek istedim. Elim sebepsiz yere bu kitaba gitmişti. Duyguların okura çok yoğun ve istekli yansıtıldığı bir kitap. Tavsiye ederim. Ve aşktan nasibini almış olanlar diğer insanlardan biraz daha ayrıcalıklıdır bana göre, kazansa da kaybetse de, diyerek bitiriyorum. Şimdi gönül rahatlığıyla Don Quijote’un ikinci cildine başlayabilirim. İyi okumalar.
Ernesto Sabato Arjantin'in ve Güney Amerika'nın en büyük yazarlarından biridir. Yazdığı bu polisiye roman gerçekten sürükleyici ve bir o kadar da heyecan vericiydi. Zweig ve Dostoyevski gibi o insan psikolojisinin derinlerine inme gayreti ve becerisi yazarda çok fazla hissediliyor. Aşkın içindeki şüphecilik, ihtiraslar, kıskançlık duygularını yazar çok güzel yansıtmış. Kitabımız bir polisiye roman. Baş karakter Juan Pablo Castel bir ressam ve sevdiği kadını öldürüyor. Ama burada bir sürprizi bozmadık. Kitabın başında bunu zaten kendi söylüyor. Aynı Marquez'in Kırmızı Pazartesi'ndeki gibi. Kitabının sonuna kadar bunu neden yaptığını merak ederek geçiriyorsunuz. Bence bu da kitabı çok akıcı ve sürükleyici yapıyor. Diyaloglar fazla güçlü olmasa da genel olarak kitabı ve yazarın üslubunu çok beğendim. Sabato'yu tanımış olmanın haklı gururunu yaşıyorum diyebilirim. Kitapta altı çizilecek çok fazla satırın olması da sizi kitaba bağlayan unsurların başında geliyor. Kitabın az okunmuş olması yazarın ülkemizde çok fazla popüler olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Ama kendi ülkesinde ve dünyada fazla okunan yazarlardan olduğunu rahatça söyleyebiliriz. goodreads.com'dan baktığınızda raytinglerin ne kadar yüksek olduğunu görebilirsiniz. Kitap mutlaka okunacaklar arasında yerini almalı. Kafamda kitap hakkında daha uzun bir inceleme yazmak vardı ama şuan aklıma gelen bunlar olduğu için burada bitirecek iken, tünelin içindeki insanın tarifini yapmadan da geçmek istemiyorum. Karanlığın içindeki o aşkın getirdiği inanılmaz duygusal gel-gitleri yazar karakterine cuk diye oturtmuş diyebilirim. Aynı Tolstoy'un Kreutzer Sonat'ındaki gibi ve Dosto'nun Yeraltından Notlardaki gibi keskin bir karakter var karşımızda. Tünelin sessizliğindeki o küçük çığlıklar sizi bir bilinmezliğe doğru sürüklüyor, sürüklüyor... Sevgiler..
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.264 Oy)19.014 beğeni43.245 okunma2.953 alıntı182.370 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.400 Oy)3.903 beğeni12.927 okunma1.184 alıntı52.726 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.245 Oy)9.216 beğeni25.523 okunma1.780 alıntı118.233 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.686 Oy)13.379 beğeni34.437 okunma3.358 alıntı145.602 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.992 Oy)6.337 beğeni16.754 okunma2.881 alıntı85.810 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.527 Oy)8.808 beğeni28.612 okunma843 alıntı139.185 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.4/10 (1.166 Oy)973 beğeni3.000 okunma1.367 alıntı21.724 gösterim
  • Körlük
    8.9/10 (1.848 Oy)1.760 beğeni4.137 okunma1.644 alıntı40.858 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.641 Oy)5.745 beğeni19.606 okunma835 alıntı100.784 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.874 Oy)8.826 beğeni26.267 okunma2.653 alıntı114.276 gösterim
Ernesto SABATO'nun (anladıgım kadarıyla) bileşik kaplar misali birbirine bağlayarak yazdığı üçlemenin ilk kitabı: "TÜNEL"
Kitap için kabaca Kürk Mantolu Madonna'nın farklı bir versiyonu diyebileceğimi düşünüyorum; iki kitap arasinda yer yer çok keskin farkların da olduğunu belirterek. Örnegin yaşananlara karşı verilen duygusal tepkiler; hiç şüpheniz olmasın ki onların Pablo Castel'lerinin yanında, bizim Raif Efendimiz kıyaslanamayacak kadar naif ve tam bir duygu adamı. Ama ben yine de; mevcut olan tüm farkları yazarların içinden çıktıklari toplumun kültur ve değerlerindeki farklılıklara bağlayarak, iki kitabın sugötürmez benzerliği konusunda direteceğim.
.
Evet kitabi okudum ve bitirdim(mi?) bilmiyorum. Bildigim şu an karşı konulmaz bir merak ve aklımda bir sürü soru işareti ile "Tünel"in sonunda oldugum. Ama tünelden çıkmam için anlaşılan üçlemenin ikinci kitabı "Kahramanlar ve Mezarlar"ı da alıp okumam gerekiyor.
Hatta ikinci kitap da bu tünelden çıkmama yetmeyecek ve ben zannımca şu an önümde bir heykel gibi dikilen belirsizlik kapısınin anahtarıni "Karanlıkların Efendisi"n de bulacağim.

Okunmalı!
Yazar 1911 doğumlu entelektüel birikimi olduğu çok belli olan bir nükleer fizikçi.

Kitap, açıklayıcı bir önsözle başlıyor ardından ilk bölümde
hayatının aşkını bulduğuna inanan ressam Castel'in sevgilisini öldürmesini söylemesi ve cinayete kadar gelişen olayları anlatmasıyla devam ediyor.


Bir tarafta saplantılı, takıntılı, her kelimenin altını kurcalayan, şüpheci kıskanç bir sanatçı ruhlu ve karşısında adamın sorularına cogu zaman yanıt bile vermeyen bazen de üstü kapalı ve belirsiz cevaplar veren, duygularıyla oynayan gizemli bir kadın. Yani bir taraftan acıdığımız  katil içinde bulunduğu ruh halinden yani Tünel'den çıkamıyor ve kendisini anladığını düşündüğü tek kişiyi de öldürerek kendisini sonsuz yalnızlığa mahkum ediyor.


Kitabın kahramanı Castel'in Othello'ya benzetilmesi hoştu.
İnce, tek solukta okunabilecek bir kitap. İşlerimin yoğunluğundan dolayı 1 aya yakındır okuyordum. Psikoloji ağırlıklı, insanlardan nefret eden bir ressamın , kendinden sandığı onun gibi düşünüyor sandığı bir kadına aşık olmasını anlatıyor. Kadının aslında hiç zannettiği gibi olmaması üstüne yaşadığı buhranları betimliyor. Kendi tünelinde bir köstebekken, kadının ona ilgi duyması, kadının tünelinin ona paralel olduğunu sanması....
Karanlık bir psikoloji romanı. Tavsiye ediyorum
"Geçmiş daha güzeldi" tümcesi, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu.
Ernesto Sabato
Sayfa 15 - Ayrıntı Yayınları
Yığınların birçok gülünç ortak özelliği vardır :

İnsanlar birbirlerini tekrarlar,aynı üslubu kullanırlar,diğerlerinden üstün olduklarına inanırlar.
''Geçmiş daha güzeldi'' tümcesiyse, geçmişte şimdiye oranla daha az kötü şey olduğu anlamına gelmiyor, yalnızca insanlar geçmişin kötülüklerini unutuyorlar, hepsi bu.
Bu mantık yürütmenin çerçevesinden bakınca yaşamın kendisi de uzun bir kâbusa indirgeniyordu. Bu kâbustan kurtulmanın tek çaresi ölümdü, ölüm bir tür uyanıştı.
Ama neye uyanmak?
İşte bu kesin ve sonsuz hiçe uyanmanın çözümsüzlüğüydü beni intihar etmekten alıkoyan.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tünel
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392744
Kitabın türü:
Orijinal adı:
El Tunel
Çeviri:
Pınar Savaş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yirminci yüzyılın ilk yarısında yazılmış; ama insanlık kadar eski, insanlar yaşadıkça var olacak ruh hallerinin dibine kazılan bir “tünel” bu kitap. Özdeşlik arayışı, aşk, tutku, şüphe ve cinayet... Sıradanlığın ve sanatçı ruhunun, aklın ve içgüdünün birbirine karıştığı girdaplarda soluk soluğa bir yolculuk. Bizi götürdüğü yer ise daha ilk cümleden belli: Ben “Juan Pablo Castel, yani María Iribarne’yi öldüren şu ressam...”

Varoluşçu bir anti-kahramanın cinayet itirafnamesidir Tünel. Fransızcaya çevrilmesini Albert Camus’nün önerdiği, Graham Greene’in hayranlıkla karşıladığı bir başyapıt. Ernesto Sàbato’nun felsefi ve edebi evrenindeki yolculuğunun da ilk adımı.Tünel, çağımızın temel entelektüel sorunlarını, toplumların ve ruhlarımızın karanlık, izbe köşelerini didikleyen bir üçlemenin ilk kitabı. 

Yaratıcılık, dışavurum, istense de istenmese de, sonuçta, en azından tek bir kişiyle duygudaşlık, anlamdaşlık için değil midir? Ya böyle bir kişiye rastlarsa yaratıcı? 

İşte, ressam Castel’in öyküsü böyle bir rastlaşmayla; María’yla başlar. Kurtarıcısını, tüneldaşını bulmuş gibidir. Marazi bir ruh taşkınlığıyla sarılır María’ya...

Aşkın, takıntının, kuşkunun, kıskançlığın, sıkıntı ve deliliğin kol gezdiği Castel’in dünyasında gerçeklik duygusu adım adım yitirilir. Geride ne yaratıcı, ne de yaratı kalır. Cinayet de çözümsüzdür, kalıcı olan tek şey sonu gelmeyen kuşku döngüsüdür. İflah olmaz aşkları, ruh tutulmalarını bilenler için...

Kitabı okuyanlar 42 okur

  • Ömer aydemir
  • Gunes Keskin
  • Köhne Saray
  • Richard Wagner
  • Gizem
  • İlhan Demir
  • Ezgi Çağatay
  • Şeymanur
  • EySelim
  • İbrahim Halil Öztürk

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.6 (8)
9
%22.2 (6)
8
%33.3 (9)
7
%14.8 (4)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0