Adı:
Cüce
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754584615
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Zenîme'ydi adı. Zaman zaman kederli, derin yeislere kapılmış bulurdum onu, zaman zaman neşeyle taşmış kırıp geçirirdi gülmekten insanı. Güzelliği silinmemişti büsbütün. Lokma gözlü, uzun boylu, incecik, düzgün vücutluydu; kadınsı çizgileri yerindeydi hâlâ. Tuhaf kostümlerle dolaşırdı evin içinde.
Hayatının herkese kapadığı bir noktası bir gizi, gerçek bir acısı olmalıydı bence, ama yine de dolu dolu yaşamış, dünyanın her bir yerinde sevgilileri olmuş; gözü arkada kalmamış, güçlü bir kadına benziyordu. Zenîme Hanım'ın oturma odası ya da salonu sanki orta yerde ulu bir çınar varmış da onun tüm yaprakları sonbaharın gelişiyle kuruyup dökülmüş gibi yerlere serilmiş yazılı yapraklarla doluydu. Kâğıtlar da kim bilir ne uzun süre orada öylece kalmışsa onlar da sararmış solmuştular.

Bir gün "Al götür onları artık gözüm görmesin!" dedi, ikramda bulunurcasına bana! Zenîme Hanım, ad falan koymamıştı kitabına. Cüce adını ben koydum. Zenîme'ydi adı...
Leyla Erbil ile tanışma kitabım olan Cüce'nin etkisinden kurtulmak bir hayli zor olacak benim için. Öncelikle bir kişi sunuyor bizlere Erbil. Sonra o kişiye hayatı katıyor; o kişi hayata katılamayacak kadar "aitsiz" çünkü. Zenîme karakterimizin adı. Yazarımız onun gerçekten yaşadığını, kendisine rastgele yazı kağıtları verdiğini, onun da bunları yayınlamaktan başka şansı olmadığını belirtiyor. Bir nevi Erbil'in içinde halen daha varlığını sürdüren biriydi Zenîme. Eşyalara değiniyor örneğin. O hayatımızın her tarafında karşımıza çıkan eşyalar. Ne anlıyoruz "eşyalar" kalıbından? Hangi zaman diliminde var eşyalar? Çoğu kimse yalnızca şimdiki zamanı düşünür eşyalar söz konusu olduğunda. Fakat Zenîme öyle değil; o eşyalara zamansal anlamda uzantısal olarak bakıyor. Bir karanfil örneğin; o anda ne kadar güzeldir. Fakat bu güzellik yalnızca o anda geçerlidir, peki ya bir hafta sonrası? Çürüyüp gitmez mi o çiçek? İşte böylelikle çürümeye başlıyor Zenîme. Uzantısal bakıyor zamana, dolayısıyla zamanın geçmesi dahi ona huzursuzluk vermeye başlıyor. Tıpkı kimi insanların bazı uzantısal nedenlerden dolayı güneşin doğuşunun ve batışının kulaklarını sağır edecek kadar şiddetli sesler çıkardığını iddia etmesine benziyor bu. Çünkü zaman o insanların en büyük düşmanıdır; zamansız yaşayamazlar fakat zaman olduğunda da hiç olmadığı kadar acı çekerler. İşte belki de bu yüzden Zenîme'nin o nedensiz acısı, tedirginliği.

Kendini "aitsiz" hissediyor Zenîme. Zamanın yakalanamamazlığından kaynaklanan bir "aitsizlik" hissi. Zamanda yer edinememenin verdiği boşluk duygusu. Zamanda nasıl yer edinilmez diye merak ediyor aslında insan. Kimi anlar gelir zaman bizler için akmaz, hayır, o heyecanlı anlardan kaynaklanan zamanın yavaşlamasından bahsetmiyorum, ait olamama duygusunun getirdiği zamansızlıktan bahsediyorum. Bazı anlarda dünyanın tamamen dışındaymışcasına bir boşlukta hissederiz kendimizi, boş duvarlar en büyük dostumuz olur. İşte bu anlarda zamanın dışında kalıyormuş gibi hissederiz. Bunun getirdiği boşluk duygusunun da insanın içini "doldurduğunu" ve bunu yine boşaltmak için elinde boşluktan başka bir his olmadığını bilmenin huzursuzluğunu Zenime ile birlikte yaşıyor okur. Bu açıdan Erbil sizlere 92 sayfalık bir huzursuzluk senfonisi sunmuş da diyebilirim.

Zenime, sözde yazmış bu yazıları fakat ünlü olmak için yazmamış. Üstelik bu isteyeceği son şey. Ünlü olmaya katlanamama var Zenîme'de. Böylelikle kendisinin yok olacağına inanıyor. Gerçekten de öyle değil midir, ünlü olan şeylerin değeri çabuk unutulur. Gerçi Zenîme'de değer olgusunun zerre kadar önemi yok fakat onun yok oluşu insanların onu bilmesine bağlı. Fakat "küreselleşme" bu karşı çıkmaya da karşı çıkmaz mı? Elbette çıkar. İnsanların hepsi bencildir derler, ne kadar doğru tartışılır fakat kusursuz birey yoktur kanısı diğerinden daha doğruya yakın bir kanı. İşte Zenîme bu kendi içindeki istemsiz kendini benimsetme dürtüsüne karşı savaş açıyor. Kendi deyimiyle bir "iç savaş". Böylelikle zamanla (o geçemeyen zamanla) kendinden uzaklaşıyor ve "aitsizleşiyor". İnsan her şeye alışır derler ya bu sefer de bu "alışma" rahat bırakmıyor onu. Bu alışmayı unutmak için türlü şeyler düşünüyor, bunların başında karıncalar geliyor. Neden karıncalar? Karıncalar düşünceye benzer, insanın gözü takıldı mı bir kere, takılır kalır, onlardan hoşlanmıyorsa eğer, bu bir takıntı haline gelir. Aklındaki takip etmeyi bırakamadığı düşünceleri gibi karıncaları da kendi düşmanı kabul ediyor Zenîme. Belki de bu bir çırpınış, bir sessiz çığlık. Öyle ki kendi deyimiyle "karıncaları gebertme eldiveni" dahi var "eşya"larının arasında.

Bekleyişler resmediliyor, hayat gibi sonu gelmez gibi gözüken ama sonlu bekleyişler. Bekleyişlerin kimi zaman insanı ele geçirdiğinden, bekleyişin sonundaki amaç için değil de sırf o bekleyiş için beklendiğinden söz ediliyor. Bu gibi huzursuzluklar ile zihni "karıncalanan" Zenîme, zamanla kendinden başkası olarak söz etmeye başlıyor. Öyle "aitsiz" ki, kendinden bile "sen" diliyle söz ediyor. Bu "aitsizleşmeyi" yaşayanların en büyük düşmanı aynalardır. En büyük yalanlar ayna önünde söylenmiştir. Bu yalanlara elbette ki Zenîme'de de şahit oluyoruz. Hiçliğin o sessiz güçsüzlüğünden, umut aramaya başlıyor. Bir hiç olmak istiyor.

Aynalar dedim de aklıma geldi; çağımızda ayna-insanlar çok fazla. Siz ne yaparsanız onu yapıyorlar fakat sizi göremediği anlarda ne yaptığını nereden bilebilirsiniz? Erbil bu eserde bilinç akışı tekniğini kullanmış. Bu tekniğe yabancı iseniz çok zorlanacağınız bir eser Cüce. İsminden bahsetmedim kitabın. O da okuyacaklara bir merak unsuru olarak bir köşede kalsın. Erbil, gerek güçlü duruşu, gerekse de her konuya müthiş bir özgüvenle yorum getirebilmesi ile dik duran, gür sesli bir yazar. Yazılarındaki o gür sesi okurken fark edebiliyorsunuz. Bir yazıdaki gür sesi fark edebilmek için ünlem işaretine çok da gerek yok, yazar bunu yazdıklarıyla yeterince belirtebilir. Erbil bunu zaten yapmış olan bir yazar. 92 sayfalık bir "aitsizleşmeyi" siz de deneyimlemek istiyorsanız eğer, Cüce tam size göre.
Koca bir yaşam, ince bir kitap, bütün bir kütüphane...
Leylâ Erbil,çok farklı anlatımıyla ve muazzam birikimiyle, var olan eril dillerin üstüne üstüne giderek kırıyor kafamızdaki imge kapılarını.
Muazzam...
Yine.
İlginç ,düşündürücü ve alt metinlere sahip bir kitap.Konu konu içinde ancak bir kere okununca pek de anlaşılamayan bir kitaptır. Çağın olaylarını imgeler içinde sunulduğu bu kitap salt bir roman değil kimi olayların üzerine tekrar düşünmeyi gerektiren düşündürücü bir eser olduğunu söyleyebilirim.
Önceki yapıtlardaki izleklerin yanı sıra Cüce'de de temeldeki özgürlük sorunsalı bağlamında bir kadın / bir yazar olarak medya dünyasında, tüketim/pazar ekonomisi ekseninde yer alıp almamak gibi birtakım önemli çelişkiler işleniyor. Yazar, Cüce'de eleştiri oklarını kapitalist sistemin bireyi kuşatma metotlarından biri olan medya dünyasına yöneltiyor; medya olgusunun edebiyatı reklam ve pazara endekslemesini, unutulmuş bir kadın yazar olma gerçeği üzerinden dile getiriyor. Cüce, Leylâ Erbil yazınsallığının pek çok niteliğini tek başına kendi odağında toplayan, yoğun ve derinlikli bir yapıt olarak dikkat çekiyor.
Cüce'de toplumsal yozlaşma karşısında acı çeken ve bu yozlaşmanın bir parçası olmaya direnen kahramanın trajik öyküsünü okuyoruz. Yapıtta, tanıtım, reklam, pazarlama zorunluluğunun olduğu bir ortamda, yazmaktan utanç duyan, ünden, hayran olunmaktan, kaçan bir ret yazarıyla; Zenîme ile karşılaşıyoruz. Bu yazar, çevresindeki kirliliğin bir parçası olmayı kabullenemiyor. Zenîme'nin iki kalbi var gibidir; biri kabullenerek yaşamak zorunda kaldığı dünyada çarpan bir kalp; bir de kirlenmişliklere direnen, başka dünyalara açılan, çemberin dışında kalan, reddeden, muhalif bir kalp… Leylâ Erbil, Selim İleri ile bir söyleşisinde; “Dünya bildiğini okusun, biz böyle kalmaya mecburuz. Kendi anlayışımızla, kendi namusumuz, etiğimizle sonuna kadar götüreceğiz. Piyasanın beni içine almasından hep korkmuşumdur.” diyor.(1) Yazarın, bu anlamda kendi toplumsal duruşu ve kaygılarını yer yer Zenîme karakteri üzerinden dile getirdiğini belirtebiliriz.

Cüce iki kurgusal katmandan oluşuyor. 'Yazarın Notu' başlığıyla yazılmış birinci katmanda Kurmaca Yazar, öykü kahramanını (Zenîme'yi) tanıdığı kadarıyla bize anlatıyor. İkinci katman, Zenîme'nin kâğıtlarından, ardında bıraktığı yapıtın dağınık sayfalarından oluşuyor. Burada Zenîme'nin iç konuşmaları da yer alıyor, çevresinde yer alan kişilerden; Hatçabla'dan ve Yıldırım'dan söz ediliyor. Kitabın asıl yazarı Leylâ Erbil ile romanda üstkurmacayı oluşturan Kurmaca Yazar “Leylâ Erbil”in birbirine dönüşmesi, ustalıklı bir kurgu olarak dikkati çekiyor. Gerçeklik ile kurgusal dünyanın dönüşüm noktasında bulunmak, okur için de heyecan verici bir deneyim oluşturuyor.
"Cüce" Leyla Erbil in okuduğum ilk kitabı. Daha önce hiçbir kitabını okumadığım halde daha naif daha sakin bir üslup bekliyordum. Anlatımı konusu beklentimden çok farklı, beklentimin üstündeydi. Sarsıcı bir anlatımla derin konular işlenmiş. Zenime Hanım hayatı üzerinden birçok konuya gönderme yaparak toplumsal derin olaylara değinmiş. Beğendim kitabı sarsıcı etkilerle ara ara yine bazı sayfalar satırlara dalıyor gözlerim...
Çünkü bekleyişin süslü bir imparatorluğu vardır. Umut silinene kadar güçlü bir direnişle dikilirsin tahtında.
Gerçeğinin ve gerçeğin peşindesin her vakit, hiçbir şeyin onu bozmamasını, seni böylece sona doğru yaklaştırmasını kuruyorsun; yutulmanın sonunu seyretmeyi hak ettim diyorsun; seyretmeyi kendi biricik gerçeğini; yutanın üzerinde neyi ne kadar değiştirebildiğini, belki de hesaplaşmayı (neyle, kiminle?); işte şimdi olduğu gibi bu metni okuyanların gözü önünde insan kendi üzerine oynadığı ve oynanan oyunların içine ne kadar battığını yansızca algılayabilir miydi peki, ileride tarihin dönüp bakacağı bir motif olmasını umut ettiği kendinin!
Leyla Erbil
Sayfa 61 - Kanat Kitap
"Bekliyorsun, sürekli bekleyişleri art arda ekliyorsun; seni seyrediyorum ve ses etmiyorum çünkü bekleyişin süslü bir imparatorluğu vardır. Umut silinene kadar güçlü bir direnişle dikilirsin tahtında."
Aslında sen, insanda bulunan değerli yanların onların varlığını keşfeden başka insanlar olmadan bir değer olmayacaklarına da inanmaktasın! Korkun bu senin! Seninle kurulan bazı ölmez dostlukların dibinde yatan da budur biliyorsun! Senin onlarda, onların sende buldukları! Ama nerede onlar şimdi? Tümü de yitip gitti!
Leyla Erbil
Sayfa 31 - Kanat Kitap
Bekliyorsun. Ruhun enerjiyi bir yere akıtarak dirilmek istiyor; olası mı bu? Neye, kime akıtacaksın onu, kimi ortak edeceksin duygularına? Sana, senin eziyetine kim katlanabilir? Yalnızlığı kabul edemedin mi? Dostun kimdi senin? Bekliyorsun, sürekli bekleyişleri art arda ekliyorsun; seni seyrediyorum ve ses etmiyorum çünkü bekleyişin süslü bir imparatorluğu vardır. Umut silinene kadar güçlü bir direnişle dikilirsin tahtında. Sonra düşüş başlar. Başladığın yere dönüş. Kara anaforu bulma isteğiyle delice labirentlerinde acının dört dönmektir dönüş yeniden başlamak üzere düşüşe. Bir ömrün bekleyiş eziyeti içinde kıvranabilmek uğruna başa dönüşün bekleyişi ile geçmesini düşünebiliyor musun? Bu acı arayıştan kim kurtarabilir insanı? Sevgili mi? Dost mu? Kardeş mi? Boş inanç mı? Ülkü mü?
Leyla Erbil
Sayfa 20 - Kanat Kitap
Baktığında aynaya yoktu orada yüzün! Yüzün yoktu orada! Yutmuştu seni ayna! O sana bakıyordu bomboş, sen de ona; aynaydın da sen artık o sadece yansıtıyordu senin aynalığını sana. Saçmanın, bulanmanın doruğundaydın!
Leyla Erbil
Sayfa 46 - Kanat Kitap
Ne oldu onca deneyimlerin? Sanki hakkında hiçbir şey öğretilmeden içine salıverilmiş bir hayatı nasıl tüketeceğini bilemediğinden, o hayatı yaşadığını sonsuzca "semah" ederek kendine unutturmak istiyorsun.
Leyla Erbil
Sayfa 43 - Kanat Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cüce
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754584615
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Zenîme'ydi adı. Zaman zaman kederli, derin yeislere kapılmış bulurdum onu, zaman zaman neşeyle taşmış kırıp geçirirdi gülmekten insanı. Güzelliği silinmemişti büsbütün. Lokma gözlü, uzun boylu, incecik, düzgün vücutluydu; kadınsı çizgileri yerindeydi hâlâ. Tuhaf kostümlerle dolaşırdı evin içinde.
Hayatının herkese kapadığı bir noktası bir gizi, gerçek bir acısı olmalıydı bence, ama yine de dolu dolu yaşamış, dünyanın her bir yerinde sevgilileri olmuş; gözü arkada kalmamış, güçlü bir kadına benziyordu. Zenîme Hanım'ın oturma odası ya da salonu sanki orta yerde ulu bir çınar varmış da onun tüm yaprakları sonbaharın gelişiyle kuruyup dökülmüş gibi yerlere serilmiş yazılı yapraklarla doluydu. Kâğıtlar da kim bilir ne uzun süre orada öylece kalmışsa onlar da sararmış solmuştular.

Bir gün "Al götür onları artık gözüm görmesin!" dedi, ikramda bulunurcasına bana! Zenîme Hanım, ad falan koymamıştı kitabına. Cüce adını ben koydum. Zenîme'ydi adı...

Kitabı okuyanlar 42 okur

  • Arif kılınç
  • Ebrar Kavaklıoğlu
  • Leyla Aydin
  • Eda Gülberk
  • uğur aflay
  • Denizinçocuğu
  • Tilbe
  • Kadri Çolakoğlu
  • eskici leydi
  • aussteiger

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%23.5
25-34 Yaş
%35.3
35-44 Yaş
%35.3
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%5.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75
Erkek
%25

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (4)
9
%23.5 (4)
8
%17.6 (3)
7
%11.8 (2)
6
%23.5 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0