·
Okunma
·
Beğeni
·
2.207
Gösterim
Adı:
Kalan
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053604235
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Leyla Erbil'in yeni romanı...

hiçbir şeyden ve her şeyden kalan

bir zamanlar justinianos'ların, fatih'lerin hüküm sürdüğü istanbul'un altında, şimdi toprakta gömülü olan binlerce yılın kalıntısından kalan... ibrahim ve ishak'tan kalan... insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı savaşın yokluk günlerinden kalan... farandolaların dönüldüğü, rum ustaların elinden çıkma üç katlı, ahşap evlerden kalan... kierkegaard'ın hasetinden kalan... elbette "kederli bir şiir"den kalan... "kederden mi neden bilmem sararmış rengi ruhsarı.." bir kitaptır kalan... lahzen'in göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zamandan kalan...

peki kimdir lahzen?

"kimim ve nasıl biriyim
hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün
sen hangi bilinçtesin lahzen
hangi göklerin bulutlarından yağdın
bu çorağa söyle
son bilinç ölüm olacağına
ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre
hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin"

bu soruların eşliğinde iniyoruz hep birlikte
tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyudan
çıkmak için çocukluğa
daha da dibe
toprağın altına
ve orada arıyor lahzen
hakikatinin özünü

ve leylâ erbil'in kaleminde devleşiyor edebiyat,
şölene dönüşüyor kalan...
239 syf.
·6 günde·9/10 puan
Leyla Erbil'in bu kitabında da başka bir insanın hayatına odaklanıyoruz: Lahzen. Peki kimdir Lahzen?
"kimim ve nasıl biriyim
hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün" diyor kendisi hakkında. Lahzen gerçekten de bir kişi mi, yoksa bir tipleme mi? Yoksa Erbil'in kendisi mi? Aslında çoğu yazar kendinden bir parça bırakır yazdıklarında. Okura ise bunu keşfetmek düşer. Bu açıdan, kimi keşifler zorludur, çetindir kimse kolay kolay yapamaz bu keşfi. Kalan, zorlu bir keşif aslında.

Hikayemiz Lahzen'in çocukluğunda başlıyor. Kimi şeyleri anımsıyor birden çocukluğuna dair. Bu "birden" anımsama işi kendimizi kaybettiğimiz, kendimize dair bir arayışa çıktığımız zamanlarda daha sık meydana gelmeye başlar, işte Lahzen de kendini arıyor. Nerede bulacağını bilmeden, kendi içinde ve hiçliğinde aramaya başlıyor kendisinin de Lahzen olarak bildiği kişiyi. Kendi hakikatinin özünü kendi tabiriyle "tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyuda" aramaya başlıyor. Elbette ki bu arayış boyunca yaşadıkları kronolojik bir sırayı takip etmiyor. Anlatıcının bilinç akışı sırasına göre şekilleniyor bu arayış. Mesela bir kişinin ölümünü hatırlıyor ilk önce, daha sonra ise o kişinin yaşamını.

Lahzen kötü bir çocukluk geçirmiştir: Daha 'kötü' kavramını bilmiyorken şahit olduğu kötülükler, insanları yalnızca kendisine gülümseyen varlıklar olarak gördüğü zamanlarda (bir çocuk olduğu için; çocuklara karşı kim gülümsemez ki?) tanık olduğu kötü insanlar... Tüm bunların hayatında bıraktığı derin izleri, ilk defa aynaya bakan bir çocuk misali, ilk kez yaşıyormuş gibi bir şaşkınlık içinde anlatıyor. Nasıl bir şaşkınlık bu? Gerçeklerin altında ezilen insanların yaşadığı şaşkınlık. Böyle olunca Lahzen de çevresindeki insanların kötü olmasının bilincine vardığı andaki eziklik duygusuyla anlatıyor her şeyi.

Bu açıdan Leyla Erbil bir konuya gönderme yapmış bana göre. Kötü yetiştirilmiş çocuklar. Bizler insanlar olarak çocuk yetiştiririz, fakat yetiştirirken onlara tam olarak önem veremeyiz. Böylece çocuk dünyadaki kötülüklere şahit olduğu anda bir değişim içerisine girmeye başlar. Bazıları dayanamaz buna, ileride kötü bir insan haline gelir. Kötü dediğimiz insanların belki de çoğunun kötü bir çocukluk geçirmiş olması da bunun kanıtı niteliğinde zannımca. Eğer şanslıysa, Lahzen gibi kaybolmuş biri olur. Ah Lahzen... Lahzen nelere şahit olmamış ki? Düşünsenize, çocukluğun o hayal ile gerçek arasındaki büyülü dünyasında yaşamınızı sürdürmektesiniz, kimi şeylere rastlıyorsunuz, ki bu şeyler hayatınızda daima derin izler bırakacak kadar güçlü. Dolayısıyla hep çocuk kalıyorsunuz. İnsanlar çocuklaşmayı iyi bir durum olarak görebilirler fakat bir de bunu Lahzen'e sorun.

İnsanın yaşamındaki kimi anların onda bıraktığı derin izler sonucu hep o anda, yani o anı yaşamaktayken; derin izin meydanda geldiği yaşta iken gibi hissetmesi resmediliyor Kalan'da. Bu açıdan 'çocuklaşmak' olarak adlandırılan kavram Lahzen'e göre bir zehir halini alıyor. O derin izler, silinmeyecek kadar koyu çünkü. Çocukluğun o cıvıltılı ışıltısını bir hamlede karartmış koyu izler bunlar. İşte Lahzen kitap boyunca kendini bulma yolundaki arayışta bu zehirli anlardan da geçmek zorunda kalıyor. Kendi ifadesiyle, "henüz hiçbir anlam veremediğimiz bir hayatı zar zor öğrenmeye çalıştığımız günlerde" başlıyor her şey. Başka şeylerden de bahsediliyor. Örneğin doğru bir kavramı yanlış bir şekilde anlatmanın karşı taraf için o kavramı 'yanlışsallaştırdığını' anlatıyor Lahzen. "Öyle yapılmaz, böyle yapılmaz"ları çok yaşıyor çocukluğu boyunca. Bir şeyi sadece onu 'yapmamamız gerektiği' için mi yapmamalıyız mesela? Neden bu konularda geçerli, mantıklı nedenler sunulmaz? Bunu soruyor Lahzen. Kime? Kendisine; çocuk olan kendisine.

Farklılık arayışını soruyor. Tek düze olan yaşamda insanın içinde filizlenen ve kendini beğenmişliğe varmayan bir farklılaşma isteğinin kaynağını. Hayata dört elle sarılmamızın güçlüğünü, dolayısıyla intihar etme durumunun en zor şey olduğunu. Hayata zor bağlanıyorken intihar etmek neden güç olsun ki? İşte asıl güçlük orada başlıyor: Hayata tutunamadığı için Lahzen, sürekli bir arayış içerinde hissediyor kendini, dolayısı ile intihar etme düşüncesine dahi tahammül edemiyor. 'Yaşlanamamayı' anlatıyor. Üstte de bahsini ettiğim üzere, çocukluktan "kalan" insanı yaşlandırmayan, hep aynı yaşta bırakan anıların yoğunluğu ile belirtiyor bunu. Kaç yaşına gelirse gelsin çocuk olmaya mahkum bir insan anlatıyor bunları. Ona göre, 'çocuk olmanın boğuculuğu' ile dile getiriyor tüm bunları.

Ayrıca kitap boyunca birçok gönderme var. Yakın zamanda çıkan bir kitap olduğundan dolayı kimi olayları anarak yine onların unutulmamasını sağlıyor Erbil. Durdurulamayan düşüncelerle yazılan bir metin bu (Leyla Erbil veya Lahzen tarafından yazılan bu metin); kendinizi kaptırıp okuduğunuzda nereye vardığınızın bile farkında olmuyorsunuz, tıpkı Lahzen gibi. Bir yerde "dayı" diye seslenilen bir adama rastlıyorsunuz, hemen sonrasında ise Soren Kierkegaard'a.

Metnin yazılış şekline gelecek olursak, Erbil yine cesaret içeren bir özgünlük içinde yazmış metnini. Erbil okuyacaklar daha şimdiden kuralları yıkmaya hazır olsunlar derim. O klasik yazım kuralları Erbil'de tamamen geçersiz. Cümlelerin hepsi, teker teker bir bütünü oluşturuyor; Lahzen'i. Kitabı bitirdim fakat yeterli bulmadım bu bitirmeyi, bu tür bir kitaptan daha fazla anlam çıkarılması gerek diyerekten tekrar okuyacağım kitaplar listesine yazdım Kalan'ı. Bir insanın yaşamından 'kalan' hakikatlerden oluşan bir kitap Kalan. Hakikati, çocukluğun çıkmaz sokak misali 'sınırlı' hayallerinde aramak ve tam hakikate ulaşırken o 'sınırlı' hayallerin bile sınırsızmışcasına uzaması...

Kalan belki kötü bir çocukluk hayatı, belki de kötü bir hayatın içindeki çocukluk. Kalan, hiçbir şeyden ve her şeyden kalan...
239 syf.
·1 günde·9/10 puan
Leyla Erbil! Ne kadınsın sen. Bu kitabı okurken duygu selinin içinde kulaç atmaya çalıştıkça sürüklendim. Lahzen, ruhu güzel kadın. Taşların hafızasını seven kadın, ki bence de onların hafızası vardır.
Lahzen, geçmişinden hatırladıklarını anlatıyor bize. Şimdilerde koca bir kadın ama ruhu hep Rum mahallesinde yaşayan bir kız çocuğu bence. 6-7 Eylül olaylarını ilk araştırmaya başladığım zamanlarda o kadar utanmıştım ki insanlığımdan, o kadar üzülmüştüm ki bu kolektif yapının barbarca bozulmasına... Bu kitap, yaralarıma tuz oldu. O insanların güzel hayatlarının yıkılışına bu şekilde tanık olunca ( kurgu olsa da tarihte var olan bir olay olduğundan gerçekliği olağanca muhtemel) yüreğimde huzursuz kıpırtılar belli etti kendini. Ama ne kadar çok kıpırdanırsa yüreğim o kadar çok okumak istedim. Türkiye'ye siyasi ve sosyal şekilde de değinilmiş. Yazar duruşunu net ifade ediyor. Yine de bu kitabın kendisini olumsuz etkilemiyor.
Lahzen'in biricik arkadaşı Rosa, kalemi kırdığın güne sevgilerle...
Lahzen; bazen kim olduğumuz çok da önemli değildir, nasıl baktığımız ve yaşadığımız önemlidir. Güzel ruhuna kocaman sevgiler.
239 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Leyla ErbilKalan

Gecede ile başlayan Leyla Erbil okuma yolculuğuma edebiyat dünyasını hallaça çeviren kitabı Hallaç ve onun arkasından Kalan ile devam ediyorum.Leyla Erbil’in kadın karakterleri ile tanışıklığımızın bu sefer ki durağı Lahzen oldu.

Leylâ Erbil 2009 yılında yapılan bir röportajda “Sur içinde bir ev bir mahalle bir yaşantı anlatmaya çalışıyorum. Taşlığı Sarnıcı olan bir ev. Annenin anlaşılmaz bir Fran dol tutkusu var. Bir de Asya tarafında hala var. Öyle bir git gel kabaca türü henüz belli değil dediği “ve adını” Frandol”koymayı düşündüğü Kalan 2011 yılında yayınlanmış.
Frandol eski bir Yunan Grek dansıymış,iç içe geçen iki halka kurulup halkalar bir birinin
Zıt yönünde hareket ederek oynanan bir oyun.Leyla Erbil’de romanda bu ikiliği deli saçması gibi gelen,bilinç akışından korkusuzca dökülen Lahzen’in sözleriyle topluma ayna tutar.Toplum tarafından dayatılan dinsel,mitolojik,siyasi ve toplumsal olan tüm öğeleri yer yer alay,mizah ve hiciv dolu söylemlerle yer yüzene çıkararak topluma iğne batırmış.
Bir taraftan hala ve annesinin ikinci eşi dayı dedikleri kişilerin gelenekçi bakış açıları bir yandan da etrafı surlarla çevrili İstanbul ve tarihi.Lahzen’in kendi bölünmüş benliğinin parçalarından dökülen geçmiş.İki koldan ilerliyor kitapta.

Yine bilindik cümle yapısı devrik cümleler.üç virgülle biten cümleler ve hiç büyük harf kullanılmaması.

Hallaç’a oranla daha anlaşılabilir bir dille yazmış Leyla Erbil Kalan’ı.Leyla Erbil kitaplarını Yitik Ülke’den çıkan Elmas Şahin’in incelemesi olan Leylâ Erbil Kitabı ve Aylak Adam Yayınları tarafından çıkarılmış Kaya Tokmakçıoğlu’nun hazırladığı tuhaf bir kuştur,gölgesi zihin adlı inceleme kitaplarıyla birlikte okuyorum.
sen Hangi bilinçtesin lahzen hangi göklerin bulutlarından yağdın bu çorağa söyle son bilinç ölüm olacağına ölüm anında bilincin bilinci yapılamayacağına göre hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin
anlatıp duruyorsun;anlatmak istediğin bunlar mı,,, bunlarla nereye varacaksın bilmiyorsun? çocukluğundan umduğun bir şey var!hakikatin özünü oradan mı çıkarmak istiyorsun?...hakikatin özü sözü tözü gözü; hakikat duran,bekleyen bir şey mi,,,hakikat hayatı kendimizin bir parçası haline getirebildiğimiz bir şey diyordu diren,,,bırak bu çıkmaz sokaklarda dolaşmayı,,,dinlen biraz,,,hastasın sen ilacını al...
239 syf.
·2 günde·10/10 puan
'' Bu kitap hiçbir ödüle katılmamıştır. '' cümlesi ile başlayan yaratım, düşünsel ve edebi şöleni kendine tutunmuş bir şekilde mırıldanarak müjdeliyor. Çocukluğun kuyusunda biriken ve çoğalan iç sesler, aşınan zamanda kabiliyetli yetişkin oyunculara çeviriyor bizi. Lahzen aynı sorunun defaatle tekrarıyla mahzeninden çıkma peşinde. Kitabın akışı boyunca gerçeğe uyanmak için sorulan sorular bölüyor aklını. Ereğini erekte etmiş sorular... Uyuşturan anlatımlar... Karşı koyan imla ve kışkırtıcı dil. Leyla Erbil okumak için çok geciktim. Ya 'kalan' ı okumadan ölseydim?
239 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Leyla Erbil ülkemiz için bir gurur sembolü olmakla birlikte Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türk kadın yazarımızdır. Bu kitap için kullandığı ağır modernist dil ve modernizim etkisinin getirisi olarak içerdiği ani zaman değişimi kitabı anlaşılması güç yapıyor. Ancak salim kafayla bir çırpıda okursanız anlatılanlardan bir çıkarım yapabilirsiniz. Kitabı 4 yıl önce okumama rağmen anlatım tarzıyla aklımda yer eden muhteşem bir kitap. Modernist sanatçılara ve kitaplarına ilginiz var ise almanızı öneririm fakat hemen sıkılıp en başlarında olaylar yaşansın ben de anlayayım kafasında okursanız beğenmeyeceğiniz bir kitap. Kitapta kurulan olay örgüsü son 50 sayfada anca kafanıza oturuyor. Şahsım adına çok sevdiğim bir kitap. Eğer Kitabı beğenirseniz yazarım Gecede isimli kitabına da bakmanızı tavsiye ederim. Leyla Erbil
239 syf.
·8/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabı fakat bir tür deneysel metin okudum diyebilirim,anlatım özgün, zamansal sıçramalar çok hızlı.Satırlar su gibi akıp ilerliyor.Yine de beklediğimi buldum diyemem.Yazarın diğer kitaplarını okuyacağım.
239 syf.
·3 günde
Leyla Erbil in okuduğum ikinci kitabı. İsminden etkilenerek alıp okumuştum. Bu kitap bütün kuralları yerle bir eden bir başyapıt oldu benim için. Okurken zorlanmadım desem yalan olur. Ama karakterlere ısındıkça sayfalarım satırların arasından o zamanki yaşantıya yavaş yavaş sızıyorsun. Eski zamandan yeni zamanlara hızlı geçişlerle gidip geliniyor. Lahzen in kafa karışıklığı istemsiz bir şekilde sirayet ediyor size. Bir anda zamanda yolculuk yapmış gibi dönem ve mekanlar arası hızlı geçiş yapıyorsun. Leyla Erbil in kural tanımamazlığı başta zorlasa da Yen'i bir dünyaya yolculuk gibi.
239 syf.
·1 günde·8/10 puan
Devrimlerinden sonra daha özgür yazan ve edebi akımlara öncülük eden (özellikle Sürrealistler) Fransız yazarlardan etkilenen/izleyen bir kuşağın temsilcisi ve kendine has bir yazım üslubu olan Leyla Erbil'in bu kitabında: Özlü'lerin çocukluk yılları anlatımlarını bulacaksınız bazen (ki bazı travmalar hep çocukluk yıllarında kök salar) Fener/Balat ve Küçüksu' da geçen, bazen de L.Aragon/Paris Köylüsü'nü hissedersiniz Aynalı Pasajı anlatırken ve bazen de yakın tarihimizde geçen akıl tutulmalarını hatırlatır size nasıl oldu neden yaşadık bunları diye sorgular oradan oraya yolculuk edersiniz siz de Erbil' in zihninden Kalan'lar ile.
239 syf.
·8/10 puan
Gelenek kavramı düşünülerek okunduğunda kendini ele veren bir metin. Ahmet Cemal'e göre Leyla Erbil edebiyatı yol güncesidir. Onun eserlerinde zamanın bölümlere ayrılması alışılmış biçimde değildir.
239 syf.
·10/10 puan
Size objektif bir yorum sunmayı çok isterim fakat Leyla Hanım'a hayranlığımı gizlemem mümkün görünmüyor. Leyla Erbil maalesef, şu son sıralar Kafka -mektup geleneğinin uzantısı olarak mektup aşklarıyla ünlü olma furyasına kurban gitmiş çok başarılı bir şair. Hatta bu durum o kadar ileri seviyedeki, fuarda İş Bankası Yayınları'na gittiğimizde ve Kalan'ı elime aldığımda, bana 'Leylim Leylim var, onu alın' dendi stantta. Şimdi anlıyorum Erbil'in mektuplarını ancak öldükten sonra yayımlatmayı kabul ettiğini, çünkü ünlü olursa bunun sadece kendisine ait eserlerle olmasını istiyordu. Gerçekten bu durumu öngörmüş, en ünlü eserlerinden biri olan kalan varken tutup da şairi Ahmet Arif'in kendisine aşk güzellemelerinden tanımak aslında onu hiçe saymak oluyor. Üstelik Ahmet Arif birkaç şiiri dışında beğendiğim bir şair olmadı, romantik komünist ayakları sadece Nazım'a yakışıyor, sadece onda başarılı bir şekilde bulunuyor. Ahmet Arif cidden sevdiği kadının yanında amatör. Leyla Erbil, politik duruşu ile çok gözüme çarpmıştı Tuhaf Bir Erkek'te. Lakin, Kalan, önceki kitaptır, Tuhaf bir Erkek devamı. Siz benim gibi amatörlük yapmayın. Yine de Tuhaf Bir Erkek daha başarılıydı diyebilirim.
Anlatı şiiri türünü bayılarak okuyan biri olarak ülkemizde bu denli başarılı bir şairin yaşamış olduğunu bilmek gurur da verici. Erbil, sol görüşlü ama çok gerçekçi, her şeye rağmen duruşu çok güzel bir yerde şairin. Beni Kalan'da üzen yerler sık sık 6-7 Eylül olaylarından bahsetmesi oldu. Haliyle Rumlardan da. Karadeniz kökenli olduğu için acaba bunlarda hayatından esintiler de yok mudur diye düşünmedim değil.

Anlatı şiirini konuyu hem dağıtıp hem de hiç dağıtmadan, insanı yormadan ve bıktırmadan yazmış, ne kadar övsem azdır kendisini. Benim gibi tez canlı, çabuk sıkılan birine bile kendisini ustalıkla okuttu.
239 syf.
·6/10 puan
Tezer Özlü Leyla Erbil için benim emanetimdir demişti. Leyla Erbil imlasız yazar olduğu için mi kendince yazı dili olduğu için mi bana çok ağır geldi kitabı. Biraz zorlanarak okuduğumu itiraf edebilirim.
Anlatıp duruyorsun önemsiz küçük hayatını, asıl anlatmak istediğin bunlar mı... Çocukluğundan bu yana ucu bucağı bilinmeyen bir sökük...
Yanıma sadece şiir kitapları alsam, bütün dünyanın şiirlerini okumak ölene dek sürse...
Leyla Erbil
Sayfa 227 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kalan
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
239
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053604235
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Leyla Erbil'in yeni romanı...

hiçbir şeyden ve her şeyden kalan

bir zamanlar justinianos'ların, fatih'lerin hüküm sürdüğü istanbul'un altında, şimdi toprakta gömülü olan binlerce yılın kalıntısından kalan... ibrahim ve ishak'tan kalan... insanların birbirlerini ayakkabılarından tanıdığı savaşın yokluk günlerinden kalan... farandolaların dönüldüğü, rum ustaların elinden çıkma üç katlı, ahşap evlerden kalan... kierkegaard'ın hasetinden kalan... elbette "kederli bir şiir"den kalan... "kederden mi neden bilmem sararmış rengi ruhsarı.." bir kitaptır kalan... lahzen'in göz ucu ile bir kere bakıncaya kadar geçen zamandan kalan...

peki kimdir lahzen?

"kimim ve nasıl biriyim
hayatımın neresindeki yaşantıdayım sorarım kendime her gün
sen hangi bilinçtesin lahzen
hangi göklerin bulutlarından yağdın
bu çorağa söyle
son bilinç ölüm olacağına
ölüm anındaki bilincin bilinci yazılamayacağına göre
hangi kavşağındasın tinsel gerçekliğin"

bu soruların eşliğinde iniyoruz hep birlikte
tıka basa şüpheyle doldurulmuş kuyudan
çıkmak için çocukluğa
daha da dibe
toprağın altına
ve orada arıyor lahzen
hakikatinin özünü

ve leylâ erbil'in kaleminde devleşiyor edebiyat,
şölene dönüşüyor kalan...

Kitabı okuyanlar 197 okur

  • Vahide demir
  • Dilan
  • Sima Derya Erdoğan
  • Derya bakırcı
  • Bedia Saniye Temiz
  • Feyza Özdemir
  • Mehmet Sinan Gündüz
  • Ukuş
  • cemila vayredic
  • Perihan Çalıktosun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.9
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%44.1
35-44 Yaş
%26.5
45-54 Yaş
%8.8
55-64 Yaş
%2.9
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68
Erkek
%32

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.1 (14)
9
%15.5 (9)
8
%29.3 (17)
7
%12.1 (7)
6
%8.6 (5)
5
%5.2 (3)
4
%3.4 (2)
3
%1.7 (1)
2
%0
1
%0