Mustafa Horasan

Mustafa Horasan

Çizer
7.9/10
29 Kişi
·
99
Okunma
·
0
Beğeni
·
10
Gösterim
Adı:
Mustafa Horasan
Unvan:
Türk Ressam
Doğum:
Aydın, Türkiye, 1965
1965 yılında Aydın’da doğan sanatçı, 1986’da Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, Amerika ve İtalya’da sanatsal çalışmalar yaptı. Sanatçının katıldığı önemli sergiler arasında Paris Grand Palais’de yapılan Parİstanbul (1990), New York’ta düzenlenen Turkish Artists Exhibition (1995), Arap Emirliklerinde yapılan Sharjah Bienali, U.A.E. (1999) sayılabilir. Yurtiçi ve yurtdışında özel koleksiyon ve müzelerde eserleri bulunmaktadır. Zamandaş olmayan oluşumların birbiri içinde karşıt söylemler yarattığı ve çelişkilerden yeni anlamlar ürettiği resimlerinde, görsel bir dönüşümün kanavası örülmektedir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan sanatçı yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
88 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Oysa her yerde karıncalar, karıncalar!!

Hissiz, sessiz bir kuşatmanın arefesinde, beynimden gözlerime, saç tellerimden parmak uçlarıma, sesimden düşünceme, okuduğum kitapların sayfalarına yayılan, kuşatan, direten, darbeye kalkışan karıncalar, karıncalar..

Ama bilmiyorlar ki özgürüm..
"..ve çözdüm saçlarımı birden.."

Tuhaf kadın Leyla Erbil 'den, novella mı, kült roman mı tartışılır, ama tuhaf bir hikaye.
Dünyanın derisini yüzüp bir insanın sırtına giydirme hikâyesi.

Yaralı, hasta, umutsuz, kırılgan, korkak, acılı bir hikaye. Gerçekle kurmacanın ilişkisini araştırırken ikisinin de göbek bağında birer damla kan..
Bütün anlatımları eleştirip hepsine tepeden bakan,

Gülünçleme yaratmaya çalışırken, korumaya çalıştığı biçimde, bambaşka bir içerik oluşturan,

Sustum dedikçe konuşarak, gittim dedikçe kalarak, bir şeyin tersini söyledikçe o şeye yakınlaşan,

Zamansal, mantıksal, dümdüz olması şart değil, içten içe yükselen bir sesle, bilincin merkezini konuşturan,

Dünyanın derisinin renginde bir hikaye.

Ben bu kitabı defalarca okurum. Sıkılmadan ve her seferinde başka bir ayrıntıyı keşfederek. Birbiri ardınca devirdiği, kısa, eksiltili cümlelerinin, serin ama simsiyah gölgesinde dinlenirim.

Bir insanın özge varlığında, koca bir toplumun hikâyesini, kapitalizmi, 12 Eylül 'ü, devrimi, devrimciyi, Madımak yangınını, bizi kendimize yabancılaştıranları, umudumuzu kıranları, onsuz olamam sandıklarımızı, düşmemizi, dağılmamızı, parçalanmamızı okurken,
Kendi küllerimizden yükselen sanrılarımızla, yeniden doğuşumuzun sancıları arasında, kekremsi bir hikaye.

Geneli,tek bir kişinin üzerine bina edilmiş olsa da, siyasal ve sosyal birçok pencere açılıyor önümüzde.

Ve ana karakter Zenime.
Okumuş Zenime.
Aydın Zenime.
Yazar Zenime.
Bir kadının bakışında, yorumlamasında,iç dünyasında, kaleminde, harflerinde, başkaldırısında ses olan Zenime.

Okudukça tarifsiz bir rüyaya daldığım müthiş satırların arasında, çook derinden etkileyen o kadar fazla cümle var ki..Mesela şöyle ;

"Ah, işte o gür saçların ki, vaktiyle her bir teline bir aşığının kendini astığı ,göz altı kırışıklıklarını silip atasıya, öylesine çektin, gerdin, boğdun ki ensende, - yedi TİP 'li genci telle boğan müreffeh katilleri gibi Türkiye 'nin - gözlerin bir anda bir samuray kılıcı keskinliğinde incelerek, edindi yepyeni görme boyutları.."

........

Oysa en adil yargıç içimizdedir.
Bize dayatılan bir şeyleri kabul etmenin utancını alınlarımızdan sökebilmek için, kendimizi ne kadar savunmak zorunda kalırız kim bilir. İnanmadan..

İşte bunun için köksüz, bağsız, soysuz Zenime.
Hiç Zenime..

Zaman, evrenin ortasından geçip giderken her yanımızda derin lekeler bırakıyor. Belki de o yüzdendir, tıpkı Zenime gibi, aynalarda yavaş yavaş yok oluşumuz.

Ve..Cüce..
Içimizde, ruhumuzda, yenemediğimiz şeytanımız, en karanlık yanımız.

Yükselip yükselip daha yükseğinin olmadığını keşfettiğimiz an, her şeyi çözüp, her şeyi anladığımızda, aynalardan silinip gerçekte vücut bularak başkaldırdığımızda, aslında içimizdeki cücenin, nasıl uzun boylu biri olduğunu anlamak gibi..

"...ve çözdüm saçlarımı birden.."


Keyifli okumalar..:)
92 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Leyla Erbil ile tanışma kitabım olan Cüce'nin etkisinden kurtulmak bir hayli zor olacak benim için. Öncelikle bir kişi sunuyor bizlere Erbil. Sonra o kişiye hayatı katıyor; o kişi hayata katılamayacak kadar "aitsiz" çünkü. Zenîme karakterimizin adı. Yazarımız onun gerçekten yaşadığını, kendisine rastgele yazı kağıtları verdiğini, onun da bunları yayınlamaktan başka şansı olmadığını belirtiyor. Bir nevi Erbil'in içinde halen daha varlığını sürdüren biriydi Zenîme. Eşyalara değiniyor örneğin. O hayatımızın her tarafında karşımıza çıkan eşyalar. Ne anlıyoruz "eşyalar" kalıbından? Hangi zaman diliminde var eşyalar? Çoğu kimse yalnızca şimdiki zamanı düşünür eşyalar söz konusu olduğunda. Fakat Zenîme öyle değil; o eşyalara zamansal anlamda uzantısal olarak bakıyor. Bir karanfil örneğin; o anda ne kadar güzeldir. Fakat bu güzellik yalnızca o anda geçerlidir, peki ya bir hafta sonrası? Çürüyüp gitmez mi o çiçek? İşte böylelikle çürümeye başlıyor Zenîme. Uzantısal bakıyor zamana, dolayısıyla zamanın geçmesi dahi ona huzursuzluk vermeye başlıyor. Tıpkı kimi insanların bazı uzantısal nedenlerden dolayı güneşin doğuşunun ve batışının kulaklarını sağır edecek kadar şiddetli sesler çıkardığını iddia etmesine benziyor bu. Çünkü zaman o insanların en büyük düşmanıdır; zamansız yaşayamazlar fakat zaman olduğunda da hiç olmadığı kadar acı çekerler. İşte belki de bu yüzden Zenîme'nin o nedensiz acısı, tedirginliği.

Kendini "aitsiz" hissediyor Zenîme. Zamanın yakalanamamazlığından kaynaklanan bir "aitsizlik" hissi. Zamanda yer edinememenin verdiği boşluk duygusu. Zamanda nasıl yer edinilmez diye merak ediyor aslında insan. Kimi anlar gelir zaman bizler için akmaz, hayır, o heyecanlı anlardan kaynaklanan zamanın yavaşlamasından bahsetmiyorum, ait olamama duygusunun getirdiği zamansızlıktan bahsediyorum. Bazı anlarda dünyanın tamamen dışındaymışcasına bir boşlukta hissederiz kendimizi, boş duvarlar en büyük dostumuz olur. İşte bu anlarda zamanın dışında kalıyormuş gibi hissederiz. Bunun getirdiği boşluk duygusunun da insanın içini "doldurduğunu" ve bunu yine boşaltmak için elinde boşluktan başka bir his olmadığını bilmenin huzursuzluğunu Zenime ile birlikte yaşıyor okur. Bu açıdan Erbil sizlere 92 sayfalık bir huzursuzluk senfonisi sunmuş da diyebilirim.

Zenime, sözde yazmış bu yazıları fakat ünlü olmak için yazmamış. Üstelik bu isteyeceği son şey. Ünlü olmaya katlanamama var Zenîme'de. Böylelikle kendisinin yok olacağına inanıyor. Gerçekten de öyle değil midir, ünlü olan şeylerin değeri çabuk unutulur. Gerçi Zenîme'de değer olgusunun zerre kadar önemi yok fakat onun yok oluşu insanların onu bilmesine bağlı. Fakat "küreselleşme" bu karşı çıkmaya da karşı çıkmaz mı? Elbette çıkar. İnsanların hepsi bencildir derler, ne kadar doğru tartışılır fakat kusursuz birey yoktur kanısı diğerinden daha doğruya yakın bir kanı. İşte Zenîme bu kendi içindeki istemsiz kendini benimsetme dürtüsüne karşı savaş açıyor. Kendi deyimiyle bir "iç savaş". Böylelikle zamanla (o geçemeyen zamanla) kendinden uzaklaşıyor ve "aitsizleşiyor". İnsan her şeye alışır derler ya bu sefer de bu "alışma" rahat bırakmıyor onu. Bu alışmayı unutmak için türlü şeyler düşünüyor, bunların başında karıncalar geliyor. Neden karıncalar? Karıncalar düşünceye benzer, insanın gözü takıldı mı bir kere, takılır kalır, onlardan hoşlanmıyorsa eğer, bu bir takıntı haline gelir. Aklındaki takip etmeyi bırakamadığı düşünceleri gibi karıncaları da kendi düşmanı kabul ediyor Zenîme. Belki de bu bir çırpınış, bir sessiz çığlık. Öyle ki kendi deyimiyle "karıncaları gebertme eldiveni" dahi var "eşya"larının arasında.

Bekleyişler resmediliyor, hayat gibi sonu gelmez gibi gözüken ama sonlu bekleyişler. Bekleyişlerin kimi zaman insanı ele geçirdiğinden, bekleyişin sonundaki amaç için değil de sırf o bekleyiş için beklendiğinden söz ediliyor. Bu gibi huzursuzluklar ile zihni "karıncalanan" Zenîme, zamanla kendinden başkası olarak söz etmeye başlıyor. Öyle "aitsiz" ki, kendinden bile "sen" diliyle söz ediyor. Bu "aitsizleşmeyi" yaşayanların en büyük düşmanı aynalardır. En büyük yalanlar ayna önünde söylenmiştir. Bu yalanlara elbette ki Zenîme'de de şahit oluyoruz. Hiçliğin o sessiz güçsüzlüğünden, umut aramaya başlıyor. Bir hiç olmak istiyor.

Aynalar dedim de aklıma geldi; çağımızda ayna-insanlar çok fazla. Siz ne yaparsanız onu yapıyorlar fakat sizi göremediği anlarda ne yaptığını nereden bilebilirsiniz? Erbil bu eserde bilinç akışı tekniğini kullanmış. Bu tekniğe yabancı iseniz çok zorlanacağınız bir eser Cüce. İsminden bahsetmedim kitabın. O da okuyacaklara bir merak unsuru olarak bir köşede kalsın. Erbil, gerek güçlü duruşu, gerekse de her konuya müthiş bir özgüvenle yorum getirebilmesi ile dik duran, gür sesli bir yazar. Yazılarındaki o gür sesi okurken fark edebiliyorsunuz. Bir yazıdaki gür sesi fark edebilmek için ünlem işaretine çok da gerek yok, yazar bunu yazdıklarıyla yeterince belirtebilir. Erbil bunu zaten yapmış olan bir yazar. 92 sayfalık bir "aitsizleşmeyi" siz de deneyimlemek istiyorsanız eğer, Cüce tam size göre.
104 syf.
·4 günde·10/10
Koca bir yaşam, ince bir kitap, bütün bir kütüphane...
Leylâ Erbil,çok farklı anlatımıyla ve muazzam birikimiyle, var olan eril dillerin üstüne üstüne giderek kırıyor kafamızdaki imge kapılarını.
Muazzam...
Yine.
104 syf.
·6 günde·6/10
Konu olarak beni cezbeden fakat anlatım olarak yoran bir kitaptı. Devrik ve uzun cümleler kitap okumayı sevmeyen insanları destekleyecek nitelikte, belki Leyla Erbil'in tarzı budur bilmiyorum ilk kez denemek istedim -ki sanırım yanlış kitap tercihi yaptım.

Halbuki Zenime Hanım tam da üstüne atlayacağım tarzda bir kahramandı. Yaşamı, farklılıkları, intiharı beni içine çekerken diğer yandan karanlık tarafa geçiriyor insanı. Huzursuzlaştırıyor. Bu da Zenime Hanım'ın kafasında olayları tamama erdirememesinden kaynaklanıyor. Okumak isteyen çıkacaktır mutlaka.
104 syf.
Leylim leylim/ Ayvalar nar olanda/ Sen bana yar olanda/ Belalı başımıza dünyalar dar olanda.

Deli kadınlar. Kırmızı kırmızı deli kadınlar.

Kelimeler gölgede, ben denizde. Ha boğuldum ha boğulacağım. Yokuş yukarı akıntısına. Ha inandım ha inanacağım.

Matematik x desin biz leyla. 

https://youtu.be/O7Cv_FaHR74
104 syf.
·9/10
İlginç ,düşündürücü ve alt metinlere sahip bir kitap.Konu konu içinde ancak bir kere okununca pek de anlaşılamayan bir kitaptır. Çağın olaylarını imgeler içinde sunulduğu bu kitap salt bir roman değil kimi olayların üzerine tekrar düşünmeyi gerektiren düşündürücü bir eser olduğunu söyleyebilirim.
104 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Önceki yapıtlardaki izleklerin yanı sıra Cüce'de de temeldeki özgürlük sorunsalı bağlamında bir kadın / bir yazar olarak medya dünyasında, tüketim/pazar ekonomisi ekseninde yer alıp almamak gibi birtakım önemli çelişkiler işleniyor. Yazar, Cüce'de eleştiri oklarını kapitalist sistemin bireyi kuşatma metotlarından biri olan medya dünyasına yöneltiyor; medya olgusunun edebiyatı reklam ve pazara endekslemesini, unutulmuş bir kadın yazar olma gerçeği üzerinden dile getiriyor. Cüce, Leylâ Erbil yazınsallığının pek çok niteliğini tek başına kendi odağında toplayan, yoğun ve derinlikli bir yapıt olarak dikkat çekiyor.
Cüce'de toplumsal yozlaşma karşısında acı çeken ve bu yozlaşmanın bir parçası olmaya direnen kahramanın trajik öyküsünü okuyoruz. Yapıtta, tanıtım, reklam, pazarlama zorunluluğunun olduğu bir ortamda, yazmaktan utanç duyan, ünden, hayran olunmaktan, kaçan bir ret yazarıyla; Zenîme ile karşılaşıyoruz. Bu yazar, çevresindeki kirliliğin bir parçası olmayı kabullenemiyor. Zenîme'nin iki kalbi var gibidir; biri kabullenerek yaşamak zorunda kaldığı dünyada çarpan bir kalp; bir de kirlenmişliklere direnen, başka dünyalara açılan, çemberin dışında kalan, reddeden, muhalif bir kalp… Leylâ Erbil, Selim İleri ile bir söyleşisinde; “Dünya bildiğini okusun, biz böyle kalmaya mecburuz. Kendi anlayışımızla, kendi namusumuz, etiğimizle sonuna kadar götüreceğiz. Piyasanın beni içine almasından hep korkmuşumdur.” diyor.(1) Yazarın, bu anlamda kendi toplumsal duruşu ve kaygılarını yer yer Zenîme karakteri üzerinden dile getirdiğini belirtebiliriz.

Cüce iki kurgusal katmandan oluşuyor. 'Yazarın Notu' başlığıyla yazılmış birinci katmanda Kurmaca Yazar, öykü kahramanını (Zenîme'yi) tanıdığı kadarıyla bize anlatıyor. İkinci katman, Zenîme'nin kâğıtlarından, ardında bıraktığı yapıtın dağınık sayfalarından oluşuyor. Burada Zenîme'nin iç konuşmaları da yer alıyor, çevresinde yer alan kişilerden; Hatçabla'dan ve Yıldırım'dan söz ediliyor. Kitabın asıl yazarı Leylâ Erbil ile romanda üstkurmacayı oluşturan Kurmaca Yazar “Leylâ Erbil”in birbirine dönüşmesi, ustalıklı bir kurgu olarak dikkati çekiyor. Gerçeklik ile kurgusal dünyanın dönüşüm noktasında bulunmak, okur için de heyecan verici bir deneyim oluşturuyor.
88 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10
Bu kitaptaki okuduklarım bir kişinin hayat hikayesiydi. Ölmeden, kendini öldürmeden önce de hikayesini bir yazara teslim eden bir kadının hikayesi ve yazarın da kitapta belirttiği gibi biraz karışık ve anlaşılması zordu.
104 syf.
·2 günde
"Cüce" Leyla Erbil in okuduğum ilk kitabı. Daha önce hiçbir kitabını okumadığım halde daha naif daha sakin bir üslup bekliyordum. Anlatımı konusu beklentimden çok farklı, beklentimin üstündeydi. Sarsıcı bir anlatımla derin konular işlenmiş. Zenime Hanım hayatı üzerinden birçok konuya gönderme yaparak toplumsal derin olaylara değinmiş. Beğendim kitabı sarsıcı etkilerle ara ara yine bazı sayfalar satırlara dalıyor gözlerim...
104 syf.
·Beğendi·10/10
Bu usta kalem ile tanışma kitabım oldu fakat şunu demeliyim ki yanlış bir tercih oldu. Çünkü edebi anlamda deli etti beni Bir süre anlamak için uğraştım kalemini Leyla Erbil’in. Okuyup yorum yapmak için nadasa bırakılması gereken bir eser, Cüce.
Kitap, yazarın da tanımı ile aslında bir novella türündedir.
Kendisiyle yapılan bir söyleşide; “Ben insanların tümünün yaralı ve hasta olduğuna inanıyorum. Sanatımın kaynağı da her insanda gördüğüm bu zavallılıkla, derinlikle ilgilidir,” diyor ve ekliyor, “Cüce; bir kült roman, kök roman, bir novelladır benim için.”
Ama tam o tadı da almadım ben. Farklı bir içsel savaş gibi geldi. Leyla Erbil, var olduğu dönemde pek kıymeti bilinmemiş tuhaf bir kadındır. Yapıtları ülkemizde ve dünyada öncü konumdadır.
Hatçabla’yla oğlu Yusuf’un hikâyesi bildiğimiz yoksul, sıradan bir kadın hikâyesi. Evlere temizliğe giden, kocasından dayak yiyen, ona rağmen bağlığını ve sevgisini hiç azaltmayan, “Edemem ben onsuz!.. …, ben onun sıcağına alışığım, sen bilemezsin!” diyen bir kadınla, karısını ve çocuğunu döven ve yoksulluğun hâkim olduğu bir yaşam biçiminin, Erbil’in dilinden, vurucu kısa cümlelerle anlatıldığı, yaşanan toplumun çoğunluğunu oluşturanların öyküsü.
Kitapta yer alan cüce, bilinen kavramda değildir. Zira Mustafa Horasan desenleri ile bezeli eserde o cüceyi sıkça aradım ama sonra anladım ki aslında cüce başka bir durumu anlatıyor.
Güçlü bir kadının iç dünyasındaki savaşı anlatıyor bu söz ile. Hiçlikte kaybolan ve yeniden doğan Zenime’nin hikayesi, Cüce. Bilinç akışı yöntemi de çok yerinde kullanılır eserde.
Ben çok etkilendim. Herkese de tavsiye ederim.
Güçlü kadınların yazdıklarını okumak lazım hem de daha dikkatli diye düşünüyorum. Ve yazmak konusunda kendime bir örnek daha bulmanın sevincini yaşıyorum.
Herkese güçlü okumalar dilerim edebiyat sever güzel insanlar.
Bu post altında okumaktan keyif aldığınız güçlü kadın yazarları da yazarsanız çok mutlu olurum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Mustafa Horasan
Unvan:
Türk Ressam
Doğum:
Aydın, Türkiye, 1965
1965 yılında Aydın’da doğan sanatçı, 1986’da Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldu. Almanya, Fransa, Hollanda, İspanya, Amerika ve İtalya’da sanatsal çalışmalar yaptı. Sanatçının katıldığı önemli sergiler arasında Paris Grand Palais’de yapılan Parİstanbul (1990), New York’ta düzenlenen Turkish Artists Exhibition (1995), Arap Emirliklerinde yapılan Sharjah Bienali, U.A.E. (1999) sayılabilir. Yurtiçi ve yurtdışında özel koleksiyon ve müzelerde eserleri bulunmaktadır. Zamandaş olmayan oluşumların birbiri içinde karşıt söylemler yarattığı ve çelişkilerden yeni anlamlar ürettiği resimlerinde, görsel bir dönüşümün kanavası örülmektedir. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan sanatçı yaşamını ve çalışmalarını İstanbul’da sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 99 okur okudu.
  • 72 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.