Berlin'de eşi ve çocuklarıyla yeni taşındıkları evde aniden bir su sızıntısıyla karşılaşmanın sonucunda, oluşan çatlaklardan yüzeye çıkmaya çalışan dip akıntılarının; anlatmayı, göstermeyi, tanıklık ettiği olayları açığa çıkarmayı isteyen anlatıcı, tam da bir psikocoğrafya çalışması olan bu kitabın oluşmasını sağlıyor.
Anlatıcı, penceresinden görünen manzaradan Berlin'in geçmişine, kendi evliliğinin bitiminden bir imparatorluğun çöküşüne; savaşlar, yıkımlar, ölümler gören sokakların, caddelerin panoramasına ulaşıyor.
Ufacık bir su sızıntısından oturduğu binanın mutfak penceresindeki manzarasının geçmişten günümüze tanık olduğu yaşantıları merak edip araştırmak çok zorlu bir eylem.Ama yazarımız "Zorluklardan kaçınmak, başımı başka yöne çevirmek yerine yüzeyleri, topografyaları, ayırt edici özellikleri, binaları, fotoğrafları, belgeleri, edebiyatı inceledim." diyor.(276)
Akıntının, sürüklenmenin, görünmez izlerin, geçmişten gelen seslerin ve verilen kayıpların peşine düşüyor.
Berlin'in geçmişte aldığı nice şeklin, savaş öncesi, savaş dönemi ve sonrası, bölünme zamanı ve sonrasında yaşananlar eserin ana izleklerini oluşturuyor.
Yazar, Berlin'in geçmişine ulaşmaya çalışırken birçok kaynaktan, eserden, plandan, çizimden, arşivlerden, kitaplardan hatta mektuplar, günlükler ve tanıklıklardan faydalanıyor.Ciddi bir zaman ve emek söz konusu.
Yararlandığı eserler ve bahsettiği gerçek kişiler sonucu uzun bir okuma listesi oluşturuyorum.
Mekanda konumlandırma feng şui gibi detayların olduğu kısımlar biraz sıkılmama sebep oldu ama bütünsel açıdan olumlu etkileri oldu.
Keşke merak ettiğimiz, sevdiğimiz her şehrin böyle bir psikocoğrafya çalışması olsa.
Keyifli okumalar.