Puan vermedi·160 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Ocak 2024 00:00 Türk Edebiyatının ilkel romanlarından. İsminden anlaşılacağı üzere, ölmüş bir kadından geride kalan evraktan hareketle öğreniyoruz olan biteni. Romanın ana hikayesi dönemin 'imkansız' aşkı üzerine kurulu. Kitapta duygu yoğunluğu oldukça fazla, çevre tasvirleri de buna uygun tasarlanmış. Yazarımız kitabı 1905 yılında yayımlamış. Selim İleri'nin bir yazısından alıntılanmış önsözde bahsedildiği üzere, Halit Ziya'nın Bihter'i anlamamasına, onunla ilgili soruları geçiştirmesine karşılık, sevgili yazarımız kadınların yasak aşla ilişkisini bir kadın gözünden aktarmak istemiş. (Burada İthaki'ye sitem edeceğim: Yahu önsözde neden kitabın özetini verip tat kaçırıyorsunuz? İlla Selim İleri'nin yazısını kullanmak istiyorsanız son söz olarak kullanın kardeşim!) Yazının bundan sonrasında spoiler olacak, önceden uyarmış olayım.
...
Öncelikle kitabın ve karakterlerin havasından bahsedelim biraz. Ana karakterimiz ve onun umutsuzca aşık olduğu karakterimiz oldukça hassas ruha sahip iki insan. Çevre tasvirleri, hatta hava durumu da bu iki karakterin ruh hâllerini yansıtacak şekilde yapılmış kitap boyunca. Olay örgüsüne gelecek olursak, ana karakterimiz Fikret, küçük yaşta öksüz kalmış ancak olabildiğince sevgi dolu büyütülmüş eğitilmiş bir kız. Ancak fiziksel açıdan biraz kırılgan, bu yüzden bünyesi hassas ve hasta. Hastalığının tedavisi için doktor Nejat'la tanışıyor ve ikisi birbirine deli gibi tutuluyor. Doktor Nejat evli ve iki çocuk babası ancak bu zamana kadar kendisinin evlilikten beklediği bağı karısıyla bir türlü kuramamış. Bu iki hassas ruh birbirlerini ölesiye seviyorlar ancak Fikret, Nejat'ın aile saadetinin bozulmaması için onun evlilik teklifini reddediyor. Sonrasında, babası yaşında bir adamla zorla evlendirilip bir çiftlik evinde yaşamaya başlıyor ve bir de kız çocuğu oluyor. Ancak bu süre zarfında yitirdiği aşkını hastalık derecesinde düşünüyor, gecesi gündüzü çile dolu. Sonrasında kader bu ya, ikilimizin yolları yeniden kesişiyor ama kavuşmak ne mümkün. Nejat, ailesini bırakıp Fikret'le evlenmeye dünden razı, Fikret'ten umutsuzca çare dileniyor ancak Fikret bir anne ve bir kadın olarak buna karşı, masumları üzme haklarının olmadığını şiddetle belirtiyor, içi kan ağlasa sağlığından olsa da. İkilinin arasında ne bir dokunuş ne bir buluşma hiçbir şey gerçekleşmiyor, kaderimize razı gelip hayatlarımızı devam ettirelim fikrinde anlaşıyorlar ancak bir gün doktorumuzun eşi durumdan endişelenince bir şeyler ortaya çıkıyor. Ardından gelişen olaylarda Fikret'in yaşlı eşi ve doktorun eşi Fikret'e kötü kadın muamelesi yapıp iftira atıyorlar. Yaşlı ve yaslı eşimiz intiharımsı bir kazada hayatını kaybediyor, zaten hasta olan Fikret daha fazla dayanamayıp yataklara düşüyor ve Nejat'ın kollarında son nefesini veriyor. Nejat da çıldırıyor.
Kitabın yansıttığı duygularla fazla bağ kuramadım. Aşkın hastalık derecesinde yüceltilmesi, gündelik hayatı bu denli meşgul etmesi, diğer her şey bir yana aşk bir yana gibi bir tutumla hayatın merkezine konması bana gerçekçi gelmedi. Hassas kişilikler, saçma duygu yoğunlukları ve bunun yüceltilmesi, asıl olması gerekenmiş gibi yansıtılması hoşuma gitmedi. Elbette bu bir dönem kitabı, döneminin özelliklerini yansıtıyor. O dönemde kadına ve onun görevlerine, bilhassa sahip olması gerektiği düşünülen kişilik özelliklerine bakış iyi yansıtılmış kitapta. Hatta yazarımız da yer yer sevilecek kadın olarak Fikret'i idealleştirip doktorumuzun eşini yerden yere vurmayı ihmal etmiyor. Doktor beye madem sevmiyordun-sevemedin EVLENMESEYDİN KARDEŞİM diyememiş de diğer kadında doktorun seveceği kişi olmadığı için kabahat bulmuş. Dediğim gibi, dönemin kadına bakışı açısından okunduğunda farklı kadın tiplerini içeren önemli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bu arada tek bir yazarın, dönemin özelliklerini tamamen yansıtamayacağını da belirtmiş olalım ancak fikir edinmek açısından yine de değerlidir.
Gelelim kitabın gerçekçi kısımlarına. Her ne kadar duygusal kısmı abartılmış olsa da kitapta gerçeğe temas eden noktalar elbette var. Bence, yasak aşk ortaya çıktığında tüm suçun Fikret'e atılması, yargılanan-yuva yıkan kadın gibi görülmesi hatta 'kötü kadın' muamelesi görmesi kitabın en gerçekçi kısmıydı. Sanki Fikret, evli çocuklu adamın aklını bile isteye çelmiş ve onun yuvasını yıkmak için elinden geleni yapmış gibi algılanması, bu konuda Fikret'in sözlerinin dinlenmemesi tam da gerçekte olabilecek şeyler.
Evet, yazdığım en uzun incelemenin sonuna geldim. Buraya kadar okuduysanız teşekkür ederim.