·336 syf.··Beğendi
···Okunma: 28 Ocak 2024 00:04 Bir ELT öğrencisi olarak şimdiye kadar çoktan okumuş olmam gerekirdi bu kitabı. Çok sevdiğim bir arkadaşımın hediye etmesiyle ve okurken keyif alacağım uygun zamanı bulunca da kitabı okumaya başladım. Arkadaşıma bu güzel kitabı bana hediye ettiği için de teşekkür etmek isterdim tekrardan..
Kitaba başlamak isteyenler için bir çırpıda bitirebileceğiniz bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Biraz kalın görünse de gözünüz korkmasın, oldukça akıcı bir dili var ve acaba daha sonra ne olacak diye merak uyandırıyor. Bundan sonra yazacaklarım SPOILER içerebilir.
Kitap, Robinson Crusoe isimli genç bir maceracının ailesinin tüm nasihatleri ve uyarılarına rağmen deniz yolculuğuna çıkan ve adım attığı her gemiyi batıran bir genci konu alıyor. Ana baba duası almayınca böyle olur tabi :D Bu genç başına gelen onca şeyden sonra Brezilya'da bir çiftlik sahibi olur, çok iyi bir geliri de olmasına rağmen birilerinin teklifi üzerine yeniden bir gemi yolculuğuna çıkmaya karar verir. Mallarını garanti altına aldıktan sonra yolculuğa çıkar ve yine beklendiği gibi bu gemi de batar. Gemiden tek sağ çıkan Robinson Crusoe olur ve kendisi açlıktan öleceğini veya vahşi hayvanlara ve yamyamlara yem olacağını düşündüğü bir adaya sığınır. İlk şoku atlattıktan sonra gemi enkazından işine yaracak bir sürü eşya kurtar ve bu adada sıfırdan bir hayat kurar.
Adaya düşüşü ve orada kendi düzenini kurduğu bölümler bu kitaptaki en sevdiğim bölümler oldu. Buğday ve pirinç yetiştirmesi, sepet ve kilden kaplar yapması, keçileri evcilleştirmesi... Bunları öyle keyifle okudum ki genelde akşamları kitap okumaya zaman bulduğum için odama çekilirken "Bugün buğday yetiştirmeye gidiyorum, mağarama geçiyorum." demeye başladım. Okurken sanki kendim o süreçlerden geçiyormuşum gibi hissettim.
20 küsur yıl boyunca adada kendi düzenini kurup manevi olarak da güzel bir hayat yaşayan kahramanımız yamyamların elinden kurtardığı, Friday (Cuma) ismini verdiği dostu ile yaşamaya devam eder. Daha sonra adada yaşanan bazı olaylarla birlikte bir gemi ile İngiltere'ye dönmeyi başarır. Mallarının hepsine kavuşur yine bir takım maceralara atılır ve günün birinde yeğeninin de ısrarıyla çıktığı bir yolculuk esnasında adasına uğrar ve orada bıraktığı kişilerin adadaki durumuna bakar.
Kitap mutlu bir sonla bitiyor bu iyi fakat "daha on yıl boyunca benim başımdan geçen epeyce tuhaf bazı olaylarla birlikte daha ileride anlatırım belki." cümlesi ile de acaba sonrasında ne olmuş dedirtiyor. Bence kahramanımız her zamanki gibi küçük ipuçları verdiği gibi muhtemelen benim hayal edemeyeceğim bir sürü macera yaşadıktan sonra artık yaşı da epeyce ilerlediğinde adasına dönüp mağarasında huzur içinde ölmüştür diye hayal ettim.
Daha önce de belirttiğim gibi okuması oldukça keyifli akıcı bir kitap. Okurken "Ben olsaydım şöyle yapardım, neden bunu böyle yapmayı düşünemedi ki?" şeklinde kendimi epey kaptırdığım oldu. Kitabı benim yaptığım gibi ertelemeyin. Ben biraz da kitabın kendisi manevi olarak değerli olduğu için yanımda taşırken yıpratmamak için okumayı ertelemiştim. Bir yandan iyi ki de ertelemişim, çünkü bir yolculukta yanıma almayı düşünmüştüm fakat daha hafif diye bu kitap verine Kuyucaklı Yusuf'u almıştım ve onu da Chopin Havaalanında kaybetmiştim... Ona da çok üzülmüştüm ama bu kitabı kaybetmiş olsaydım çok çok daha üzülürdüm. Bu da böyle bir anekdot olmuş oldu. Gelecekte dönüp baktığımda gülümsemem umuduyla...