Yazarı birçok okur gibi ilk olarak 'İntihar' kitabı ile tanıdım. Otoportre de benzer şekilde biyografik bir eser. Kitabın beni kendine fazlasıyla çekmesinin sebebi melankolik ruhunu cümlelerine başarılı şekilde aktarmış olmasından kaynaklanıyor. Seri bir şekilde okuyup bitirmeme rağmen tadı damağımda kalan bir kitap olduğu kesin.
Bazı cümleleri okurken duyguların insanı birleştiren en önemli olgu olduğu gerçeğiyle yüzleşiyorsunuz. Yazarın duygu durumunu tüm yönleriyle anlamak güç olsa da intiharla sonlanacak bir hayat yaşadığı cümlelerinden net şekilde anlaşılıyor. Yani yazar fiilen intihar edeceğini zaten ele veriyor.
Yazarın kitapta kurduğu/aktardığı bazı cümleler anlam bütünlüğü açısından birbiri arasında çelişiyor gibi hissettiriyor. Çok şiddetli bir bunalım yaşadığı, içinde bulunduğu kafa karışıklığından sıyrılamadığını kitabın bütününden anlayabiliyorsunuz.
İyi eğitim almış, maddi olarak bir sıkıntısı olmayan sanatla ilgili bir adamı bu denli boğucu ve yıkıcı bir sona sürükleyen asıl sebep neydi diye düşünmeden edemiyor insan.
Yazarla tanışma kitabı olarak İntihar'dan önce kesinlikle Otopartre'yi okumanızı tavsiye ederim naçizane.
Benim için sarsıcı derecede güzel olan bu kitabın herkesin okuma zevkine hitap edeceğini düşünmediğim için şiddetle okunsun diyemiyorum. Konusuna bakarak okuma planınıza dahil edebilirsiniz.
Okumayı planlayanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim.