Daha önce Zweig’in kitaplarının insan üzerindeki etkisinden size bahsetmiştim. Onun insanın ruhsal durumunu bize etkili şekilde yansıtışından daha önce Olağanüstü Bir Gece ve Korku kitaplarında da bahsetmiştik.
Bir Çöküşün Öyküsü’n de ise XV. Louis döneminde sarayda sözü bir hayli geçen Madame de Prie’nin sürgünden sonra girdiği bunalımı görmekteyiz.
Bence histrionik kişilik bozukluğu olan Madame de Prie’nin saraydan ayrılışıyla başlayan olay örgümüz ilk iki gün huzurluymuş gibi gelen taşra hayatı üçüncü günden itibaren onu boğmaya başlar.
Daima tabiri caizse spot ışıkları ile gösteriliyormuşcasına insanların kendine odaklanmasına,övmesine ve kendisinin düşünmesine gerek kalmadan düşünmesine o kadar alışmıştır ki taşrada geçirdiği dakikalar günler, saatler ise aylar kadar uzun gelmektedir. Konuşacak kimsesi yoktur. Ne kendine kur yapan aşıkları ne de yalakalık yapan soylular yoktu.
Uçurumun kenarından aşağıya düşen Madame de Prie, saraya geri dönemeyeceğini ve kolayca unutulmaya başladığını anladığında yaşamına son vermeye karar verdi ama öyle alelade bir şekilde ölmemeliydi. Madame de Prie’nin hiçbir şeyi alelade olamazdı.
Madame de Prie hayatının son perdesini yine gözler önünde yaşamalıydı. Gerçektende öyle yaptı sevgili okur. Paris’i taşraya taşıyan Madame de Prie geçmişteki popülerliğini tekrar kazandığında mantıklı düşünme kabiliyetini tümüyle yitirip intihar etme düşüncesini unutmaya başladı, sonunu sadece kendisinin bildiği küçük bir kehanet oyunu oynamaya başladı.
Peki kehaneti gerçekleştiğinde sarayda istediği etkiyi bırakmayı başarmış mıydı?
Bir insanın kendine yaptığını bütün dünya toplansa o kişiye yapamaz derler ya Madame de Prie tam olarak bu lafın karşılığı olan biriydi bana göre. Kitabı genel olarak beğensem de beni diğer kitapları kadar etkilemedi. Zihninizi yormayacak hemen okuyayayım bitsin tarzı bir kitap arıyorsanız. Bir çöküşün öyküsü bu isteğinizi çok güzel bir şekilde karşılamaktadır sevgili okur.
meyusokur.com/2019/08/07/bir-...Meyus Okur