·177 syf.····Okunma: 31 Ocak 2024 23:49 Öncelikle kitabı pdf üzerinden okudum. Normalde pek pdf tercih etmiyorum ama zamanımızın şartları dolayısıyla denemek istedim. Kitabın tadını vermese de büyük bir sorun teşkil etmedi.
Daha önce Atsız’ın romanlarını okuyup hayran kalmıştım, bu tarz makalelerini ise ilk defa okuyorum. Yazıyı gayet akıcı buldum. Tabi, ele alınan konular ilgimi çektiği için de böyle düşünüyor olabilirim. Neyse, bu olumlu yorumlarım yüzünden Atsız’ın her fikrine katıldığım anlaşılmasın. Atsız’la bazı konularda tıpatıp aynı düşünsek de bazı konularda çok farklı düşüncelere sahibiz.
Bu konuların başında şüphesiz ki kadınlar hakkındaki görüşleri geliyor. Aslında bu konuda da biraz döneme göre düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu konuyu biraz detaylı ele alırsak Atsız’ın 1942 yılında yazdıklarında çok net bir şekilde karma eğitime karşı çıkarak kızların erkekleri olumsuz yönde etkilediğini söylüyor. Hatta kadın öğretmenlerin erkeklere eğitim vermemesi gerektiğini söylüyor. Bunları okuduğumda çok şaşırmıştım mesela. 1952 yılında yazdığı bir makalede ise kadınlar hakkında “Kadınların her türlü öğrenimi yapmalarına ve bazı durumlar dışında her mesleğe girmelerine taraftarız. Fakat aile yapısının korunması bakımından kadının her şeyden önce analık ve evdeşlik görevini yapmasını isteriz.” diyor. Açıkçası diğer yazısına bakarak bu sözlerinin daha törpülenmiş olduğunu görüyorum. Son yıllarında da düşünceleri aynı kaldı mı çokça merak ediyorum.
Ahlakla ilgili bölümleri okurken de Atsız’ı aşırı muhafazakâr buldum mesela. Atsız’ın dine çok bağlı birisi olmadığını bildiğim için bu tarz baskıcı söylemleri beni şaşırttı ve saçma buldum. Geçmişten gelen Türk ahlakımızı tabi ki koruyalım ama bu kısımda da yine kadın erkek meselelerine girmesi ve çözüm olarak oldukça muhafazakar önerileri beni memnun etmedi.
Bir diğer mevzu da Atsız hakkında Atatürk düşmanı olduğunu söylemeleri. Romanlarında ana karakterin kralcı bir tiplemesi vardı. Buradaki bir yazısında alenen “.. başta Sultan olmak üzere bu masum ve yorgun millet için en hatıra gelmez hainlikler hazırladılar.” diyor ve devam ediyor. “Evvela Erzurum'da, sonra Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa etrafında toplanan "Türk", savaş tarihlerinin göstermediği bir yararlıkla, vurulan zincirleri kırdı; kendi varlığını dünyaya tanıttı. Sultanı ve adamlarını kovarak memlekette cumhuriyet ilan etti.”. Mesela bu cümleler 1932 yılından. Yine bir yazısında Atatürk dönemini överek "Atatürk devrinde, Türk milleti nüfus, servet, teknik ve kültür bakımından, bugüne göre çok geride olmasına rağmen manevi güç bakımından kudretliydi ve onun içindir ki, kendisinde her tehlikeyi yenebilmek inanç ve kuvveti bulunuyordu" diyor. Atsız’ın Atatürk’e olan eleştirilerini düşmanlık olarak algılamak ve bunu bu şekilde propaganda etmek oldukça aşağılık bir davranış bence. Atsız’ın 1973 yılında “Bu gidişle korkarım, Türkiye'de Atatürk'ü savunan bir ben kalacağım. Çok aşırı ve haksız bir Atatürk düşmanlığı propagandası yapılıyor.”
demesi bile bunun doğru olmamasına yeter gibi duruyor.
Bunlar kitapta Atsız’a katılmadığım mevzulardı. Türkçülük, milli şuur gibi konularda yazdıklarını büyük bir şevkle okudum. Türk gençliğinin bu bilinçte olması gerektiğine inanıyorum. Jeopolitik konumumuz sebebiyle dört bir yanımız düşmanlarla çevrili ve etrafımızda birçok savaş oluyorken dünya barışı propagandasına kanmak bizim sonumuzu getirir. Fikir edinmek için bile olsa kitabı okumanız gerektiğini düşünüyorum. Tavsiye ederim.