·424 syf.··Beğendi
···Okunma: 22 Şubat 2024 16:24 Pia Mater hakkında söyleyecek o kadar çok şeyim var ki nereden başlasam bilmiyorum ama öncelikle bu kitabın beni uzun süreli bir reading slump'tan kurtardığını belirtmek isterim. Kitap 2019 yılından beri elimde ve yıl 2024. O zamandan beri sürekli elim gitti bu kitaba, sürekli de 70'inci sayfalarında bırakıp durdum. Geçen günlerde kitap okumayı ne kadar özlediğimi fark ederek elimi kitaplığımda gezdirdiğimde parmaklarım kendiliğinden bu kitabın üstünde durdu ve hiç tereddüt etmeden artık bunu bitirme vaktinin geldiğini düşündüm. Üşenmeden kaldığım yerden değil de en baştan alarak, sindire sindire okumaya başladım. Bilimle, tıpla, yazılımla ve özellikle de insan beyniyle ilgili birisi olarak kitapta geçen bilimsel bilgileri büyük bir merakla okudum ve son sayfalara bırakılmış kaynakçadan da inceledim. Zaten kitap ilgi alanlarıma o kadar hitap ediyor ki ben yazsam bu kadar olurmuş dediğim noktalar olmadı değil. O yüzden de elimden bir türlü düşüremeden okudum ve sürekli yarım bıraktığım bu kitabı yıllar sonra bir çırpıda bitirdim. Yeni bitirdiğim için fazlasıyla etkisindeyim ama üzerinden zaman geçse ve ben yine bu yazıyı yazıyor olsam bile kitap hakkında yapacak pek olumsuz bir eleştirim olmaz gözümü tırmalayan birtakım yazım hataları dışında. Olay örgüsü o kadar ince işlenmiş ve kitabın içine yazarın kendisinin serpiştirdiği o ipucular okuyucunun heyecanını diri tutmayı o kadar başaralı bir şekilde sağlamış ki "Beş sayfa daha okuyup bırakacağım," deseniz de kendinizi hep bir sonraki bölüme geçmiş hâlde buluyorsunuz. Bu kitabı bu kadar geç okuduğum için başta kendime çok kızdım ama sonra bazı kitapları okumanın doğru zamanı olduğunu fark ettim. Mesela bu kitabı okumadan yaklaşık bir buçuk yıl önce Patrick Süskind'in Koku kitabını okumuştum, o da sürekli okumayı ertelediğim ve başlarda sıkıcı gelen ama sonlarına doğru kendimi büyük bir felsefi ve ahlaki ikilemin içindeymişim gibi hissettiğim, bitirdiğimde ise çok etkilendiğim bir kitaptı. Ve Pia Mater'de de çokça Koku kitabından söz ediliyor. Belki ben bu kitabı okumadan önce Koku'yu okumamış olsaydım Alef karakterinin derinliğini önceden sezip bu kadar rahatça anlayamayacaktım. O yüzden bu kitabı okumak isteyenlere tavsiyem, önce Koku'yu okumaları sonra da sinestezi hastalığını birazcık araştırmaları olur. Serkan Bey de kitapta hastalığı herkesin anlayabileceği basitlikte anlatmış ancak önceden araştırırsanız, ben konuyla ilgim olduğu için kitapta geçtiğini bilmesem de hastalığın ne olduğunu biliyordum, kitabın içine daha rahat dahil olabilirsiniz. Başlangıçta da belirttiğim gibi kitapla ilgili söyleyecek çok şeyim var ama fazla uzatmak da istemiyorum. Okuyun, okutturun ve bu muhteşem kitabı herkes deneyimlesin.