·
Okunma
·
Beğeni
·
25,9bin
Gösterim
Adı:
Pia Mater
Baskı tarihi:
30 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059367509
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elma Yayınevi
PİA MATER, bir roman ancak bildiğimiz romanlardan çok farklı. Yazarın tanımlaması ile o bir Nöro-Roman. Bir sinirbilimci olan Serkan Karaismailoğlu daha önce yayımlanmış olan Kadın Beyni Erkek Beyni ve Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum adlı kitaplarından sonra ilk defa bir roman denemesiyle okuyucunun karşısına çıkıyor. Ancak bu kitabında da gene bilim var. Bildiğimiz roman kurgusunun içine ustalıkla yerleştirilen bu bilimsel veriler, roman kahramanlarının eşliğinde bir hikâyeye dönüşüyor.
Macera, bilim ve heyecanlı bir kitap okumak istiyorsanız PİA MATER tam size göre. Elma Yayınevi bir ilki daha buluşturuyor okuruyla; Serkan Karaismailoğlu ve Nöro-Roman…
Nöro-Roman: Sinirbilimsel gerçeklerin, belli bir kurgu ve hayali karakterler eşliğinde okuyucuya sunulduğu bir roman türüdür.

Adam bir türlü anlamıyordu. Beyin üzerine onlarca kitap ve araştırma okumuştu. Bu konuda kendisini önemli bir şekilde geliştirmişti ama gene de anlayamıyordu. Nasıl olur da bir başka insanı bu kadar net içinde hissedebilirdi ki. Onu gördüğü her an, sahip olduğunu sandığı bütün organlarının aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha algılıyordu. Yıllardır beraber yaşadığı kalbi artık başkası için atıyordu, beyni desen çoktan olay yerini terk etmişti. Kendi hücreleri bile dinlemiyordu adamı. Bir insanın hücresi neden bir başkası için kendi vücuduna ihanet ederdi ki... Ama adam bir şeyden çok emindi. Tüm hücrelerinin kendisini terk edeceğini de bilse, onu gördüğü tek bir anı bile dünyada hiçbir şeye değişmezdi.
424 syf.
Serkan Karaismailoğlu' nun Kadın Beyni Erkek Beyni, Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum dan sonraki üçüncü kitabı Pia Mater . İlk iki kitabını da büyük bir keyifle okuduktan sonra hayal kırıklığına uğramayacağım hususunda emindim. Bir farkla... Bu defa romandı okuyacağım. Nöro Roman...

Temmuzun ilk günlerinin ultra aktif geçmesi biraz canımı sıksa da
"Zamanın çok hızlı geçtiğini düşünüyorsan, bir su ısıtıcıya su koy ve başında kaynamasını bekle"
cümlesini gördüğümde kitapta, gülümsememe neden oldu Serkan Hocam. Zaman göreceliydi çünkü. Geçsin dediğimizde geçmeyen, ihtiyacımız olduğunda yetmeyen kavramın adı... Çokça zamanla yarışacağız okurken de.

Pia Mater aşkın, bilimin, maceranın harika bir kurguyla harmanlandığı bir nöro-roman. Hislerimizin, tepkilerimizin bilimsel açıdan anlatılmasının kitabı normal bir romandan daha çekici kıldığı kanaatindeyim. Seçilen isimler enteresandı gerçi. Meryam, Perit, ilias, Tesla, Alef, Galen...Belki de bu, bilinçli bir seçimdi :) Olegustus ve Alef'in sonu arasındaki ilişki en azından böyle düşünmeme sebep oldu. Tabi bir de pia mater. Pia Mater; beyni dıştan içe saran üç zardan en içteki, yani beyine en yakın olan zarın adıdır. Sanırım diğer kitapta ismin sebebini daha rahat anlamlandırabileceğiz.

Yıllar önce Ortapia ile tanıdığım Serkan Karaismailoğlu, bilimin sıkmadan, yormadan nasıl aktarilabileceğinin en güzel örneği bence.

Tesla'nın ablası Meryam in öğrendiği bir gerçekle hayatı alt üst olur. Almaması gereken bir zamanda aldığı kararlar, sığındığı kişi tahmin edemeyeceği olayların içinde bulmasına neden olur kendini.
"Çaresizlik çok derin bir kuyuydu ve insana asla yapmam dediği birçok şeyi kolayca yaptırırdı..."

Aynı zamanlarda Tesla'nın aldığı bir mektup hayatına yeni sorularla birlikte yeni bir bakış açısı getirir.
"Sana, beni asla tanımamış olan sana..."
"Oysa ben seni o kadar iyi tanıyorum ki neredeyse şu yeryüzünde en fazla tanıdığım insansın diyebilirim"

Sonra annesinin itirafları , doğru bildiği yanlışlar bu defa da Onun hayatını alt üst eder. Vicdan ağır bir yüktür çünkü. Nedense ölüme yaklaştığını bilen biri için daha da ağırlaşır.
Bütün bu olaylar silsilesi dışarıdan ne kadar ilginç görünse de, aslında hiçbir şey sebepsiz değildir...
Her hayat ayrı bir hikayedir. Fakat bu hikayelere bilinmezlik ne kadar eklenirse o kadar karmaşık bir hal alır her şey de. Bilinmezlik... Her durumda tepetaklak edecek kadar kuvvetli bir etken.
" Dünyanın en kötü şeyiydi habersiz kalmak. Sonuç ölüm bile olsa , bu acı sizi bir miktar dibe sokar ve sonrasında bir şekilde unuturdunuz her şeyi ve hayatın ritmine kapılırdınız. Çünkü insan öyle bir canlıydı. Eninde sonunda unuturdu. Ama bilinmezlik... Öldü mü, yoksa hasta mı ?
...yani bilinmezlik kadar nöronlara acı veren bir şey yoktu..."

Aslında vardı. Bir de yarım kalmışlıklar. Meryam in yarım kalmiş ritüeli, Tesla nın yarım öğrenilmiş gerçeği, heyecanın doruğunda yarım bırakılmış bir kitap... Ki sonunu henüz göremesek de, ne kadar bekleyeceğimizi bilemesek de oldukça doyurucu bir kitaptı Pia Mater. Bittiğinde soğuk su etkisi yaratan...

Düşündürdü, meraklandırdı, empati kurdurdu... Çokça duygulandırdı. Özellikle ailesi olmayan ya da terkedilmiş, herkesin bir nebze çekindiği fakat sevgisizlikten köylerini yakabilecek çocuklar..'sokak çocukları' olarak adlandırılan bu bireylerin yaşadıkları zorlukları, hayata tutunma çabalarını, değersiz bir meta gibi görülmelerini anlatırken canım çok yandı. Sonra umut işte... Tutunup bir yerlere gelmeleri, onlara göre 'ölüp dirilmeleri' hayatın en güzel tarifiydi. Çok zaman geçse de bir ses, bir görüntü, bir kokuyla yaranın soyulmuşcasına acıması da hayatın ironisi...

Birisi hakkında tek bildiğimiz şey bize anlatılanlardır. Kendi geçmişimizin hatırlamadığımız kısmı bile...
Peki ya aslında olduğumuzu sandığımız kişi değilsek...Biz kimiz, çevremizdekiler kimler? Kimi ne kadar tanıyoruz sahi?Gerçekten iflah olmaz bir deli miyiz yoksa delirtilen mi? Ya olanları ne kadar doğru algılayabiliyoruz?

"Tüm hayatım boyunca ne öğrendim biliyor musunuz? Hiçbir şey kesinlikle göründüğü gibi değildir. Bir olayın tanımını belirleyen yegâne şey, bakış açısıdır..."
424 syf.
·9/10
Hayır ! Seni başladığım gün bitirmeyeceğim diye direndiğim bilim ve kurgunun tam yerinde harmanlanmış hali. Bazı eserleri bir solukta okumamak gerek. Bitirmeden de teşekkür ederim Serkan Karaismailoğlu
424 syf.
·5 günde·Beğendi
Nasıl heyecanlı, su gibi aktı. Hele ki yarıdan sonrası Zaten sürekli yükselen bir heyecan grafiği var. Serkan Karaismailoğlu’nun 3.romanı bir nöroroman kategorisinde. İçinde ki aşk, macera, bilinmezlik, polisiye temalarına bilimsel bilgileri öyle güzel yerleştirmiş ki, bu heyecanlı kurgunun içinde beyinle, insan davranışıyla, insanın doğayla ilişkisiyle ilgili birçok bilimsel bilgi öğreniyoruz, bazı kulaktan dolma bilgilerimizi de doğru kaynaklarla kanıtlanmış bir şekilde buluyoruz.
Bence Dan Brown eserlerinin içine bilimin de eklendiği, son zamanlarda dönem yazarlarımızdan okuduğum en güzel kurgulardan biriydi. Devamını merakla bekliyorum. Bilimkurguya dönüşecek gibi hissediyorum bakalım
Hem akıcı, hem öğretici kitap isteyenlere mutlaka tavsiye ederim
Youtube kanalım: https://www.youtube.com/user/ayseum
424 syf.
·5 günde·6/10
O kadar iyi yorumlar almış ki, elime aldığımda beklentim çok yüksekti. Sanırım bu yüzden çok etkilenmedim romandan. Nöro-roman olarak lanse edilmesi ve benim kitapta beyinin çalışma sistemiyle ilgili yeni bir şey ile karşılaşmamış olmam da kitaba yüksek puan vermemi engelledi açıkçası. Hatta kitabın 298. sayfasında şöyle bir cümle var bir kitapla ilgili: "Bir şeye benzediği yoktu kitabın. Yazarın iyi cümle kurma kabiliyeti ve bir miktar sağdan soldan duyduğu bilgileri sentezlediği bir kitaptı sadece." Bence yazar aynen bu hataya düşmüş 'nöro' kısmıyla ilgili :) Sağda solda duyabileceğimiz bilgileri romanın içine yedirmiş sadece, şaşırtıcı bir bilgi yok maalesef.

Roman kısmına gelirsek, genel olarak merak ve aksiyon unsurları sürüklüyor insanı okurken. Ancak bölüm sonlarında sürekli AZ SONRA diye bağıran "çok yakın bir zamanda, asla tahmin edemeyeceği koşullar altında yolları yeniden kesicekti", "neyse ki yakında başkaları da öğrenebilecekti, hem de hayatlarında asla unutamayacakları bir şekilde" gibi cümleler bir noktadan sonra itici olmaya başlıyor; sanki yazar "lütfen okumaya devam et, bak çok heyecanlı olacak" diyormuş gibi hissettirdi bana. Bunu dışında karakter isimleri de çok zorlamaydı. İlyas yerine İlias, Meryem yerine Meryam kullanılması... Hele Tesla var ki daha en başında "yok artık yaa, başka isim mi kalmadı" dedirtiyor. İsimleri karakterlere bir özellik katsa amenna ama o da yok.
Roman havada kalıyor en sonunda, yani bir devamı olacak anlaşılan. Bir ilk roman için riskli bir son olmuş bence.
424 syf.
Bir Afrika kabilesinde şöyle bir söz vardır:
“Köyü tarafından sevilmeyen çocuk sonunda o sevgi sıcaklığın hissetmek için köyünü yakar.”
Yani bugün dünyayı yakanlar aslında zamanında ihtiyacı olan sevgi alamayan çocuklardır. Başka bir şey değil...

Nasıl bitirdiğimi anlamadığım bir kitaptı. Kurgu, içerik, bilimsel açıklamalar ve harika karakterler... Nöro-Roman... Kimsesiz kayıp çocukların hikayesi...

Çok sevdiğim bir kitap aşığı tavsiyesiyle okumaya başladım. Bu kadar seveceğimi tahmin edemeyeceğim bir kitap oldu. Hızlıca bitti zaten. Son kısmı kitapta yer alan her bölüm gibi kocaman bir sır ve gizem ile bitti. Ve kafamda milyonlarca soru işareti bırakarak...

Kitabın kapağı da oldukça ilginç. Okuduktan sonra fark ettim tam da içeriğe uygun bir kapak. Okumak isteyip te kararsız kalanlara kesinlikle tavsiye ederim. İyi okumalar...
424 syf.
·4/10
Pia Mater bir nöroroman; yani kurgunun içine biraz da nörolojik bilgiler serpiştirilmiş bir roman. Bu kitap hakkında çok çok çok fazla övgü okuduğum için ve nöroloji ilgimi çektiği için alıp okumak istedim. Beğendiğimi söyleyemem, en azından beş puan verebilseydim eğer ‘beğendim gibi’ diyebilirdim ama diyemeyeceğim. Öncelikle nöroromanın ‘nöro’ kısmıyla ilgili kitabın içine sıklıkla yerleştirilen bilgiler güzeldi fakat bilmediğim şeyler değillerdi. Ama bu benim psikoloji öğrencisi olmamla ve araştırmayı sevip okumamla alakalı olabilir; bunu olumsuz özelliklerinden saymıyorum. Okurken, eğer ilk defa duyduğunuz şeylerse, ilginizi çekecek ve sizi düşünmeye sevk edecek alıntı bilgiler çokça yer ediniyor romanda. Kitabın ilk yarısı durgun ve hatta bazı yerlerde can sıkıcıydı, ikinci yarısında da heyecan hiç dinmediği için elimden bırakamadım. 400 küsür sayfa olsa bile hızlıca okuyabileceğiniz bir kitap kullanılan dilin basitliğinden, kurulan kısa cümlelerden ve ne olacak acaba bekleyişinden dolayı.. ama önce ilk iki yüz sayfalık eşiği atlatmanız gerekecek. Dilini sevmediğimi ve vasat bulduğumu söyledim, cümlelerin edebi değer bakımından bir eksikliği, çiğliği var gibi hissettim. Tabii ki ne kadar sürede yazıldığını bilmiyorum ama aceleye gelmiş ve çok üzerinde düşünülmemiş izlenimi veren bir sürü detay -ve hatta bütün- vardı. Sürekli ‘nöron’ kelimesini duymak beni rahatsız etti ve okuma keyfimi daha da azalttı diyebilirim, bu konudaki bazı cümleler çok zorlama görünüyordu. Aslında Serkan Karaismailoğlu’nun Youtube’daki bilgilendirici videolarını izlerdim zamanında, kitapta da o tarz videoların hissiyatı vardı ve okuma sürecim boyunca sanki bu konuda çok bilgisi olduğu için bir roman yazmaya karar vermiş ve nöroloji iskeletinin üzerine zorla bir kurgu giydirilmeye çalışılmış gibi hissettim. Kitabın ortasından sonuna kadar heyecanla ne geleceğini beklesem de sonu pek de tatmin edici bitmedi. Son anda hikayeyi toparlamak için yazılmış bir son gibiydi. Her şey açıklığa kavuşsa da bitmemiş ve anlatılmamış hikayenin devamı çokça kendini hissettiriyordu. Araya sürekli serpiştirilen ‘ileride şöyle olacaktı ama onun şimdilik haberi yoktu’lar o kadar fazlaydı ki tekrar tekrar görmekten gerçekten bıktım. Son olarak kitabın içinde geçen isimler de muazzam zorlama ve yapay geldi bana. Bu kadardı ‘zehir gibi’ yorumum, evet. :)
424 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Serkan Karaismailoğlu‘nun Kadın Beyni Erkek Beyni, Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum kitaplarından sonra 3. kitabı olan Pia Mater’de nöronlarımla bağ oluşturdu. Kendisinin youtube/ortapia kanalındaki videoları vakit buldukça izlediğimden bu sefer kitabını okurken sesi kulağımda yankılandı, jest ve mimikleri gözümün önüne geldi, bizzat kitabı bana kendisi okuyor hissiyatına kapıldım.

Kitabın başlarında basit bir kurgu fakat çok güzel bilimsel açıklamaların olduğunu düşünürken ortalardan sonra olaylar öyle bir hâl aldı ki kitabı nasıl bitirdiğimi anlayamadım. Karakterlerin isimleri, kurgusu, verilen mesajlar, bilgiler(ki hepsi kaynakça gösterilerek yazılmış) gayet başarılıydı. Sağlıkçı olduğum için tıbbi terimlerin kullanılması ve olayların beyindeki etkisiyle anlatımı beni daha çok cezbetti. Kitap seri olmaya çok müsait bir kurguya sahipti, hatta sonlarına doğru 2.si çıkar diye düşünmüştüm fakat olaylar devamı yazılacak şekilde ilerlemedi sanki. Yine de devamı gelirse harika olur. Nöro-roman olarak türünün ilk örneği, gerçekten farklıydı. Okumayı seçerseniz boş bir kitap okumadığınızı fark edeceksiniz, birçok yönden size katacakları var. Keyifli okumalar.
424 syf.
Kitap ilk sayfalarda zor ilerlese de orta ve son bölümlere doğru sürükleyici ve akıcı bir hal aldı. Yazar gerçek yaşamındaki uzmanlık alanı ile etkileyici bir kurguyu iyi bir şekilde birleştirmiş. ilk sayfalarda ana karakterler ve yaşamlarından bahsedilirken, ilerleyen bölümlerde güzel bir kurgu dahilinde bu yaşamlar birleştiriliyor. Rahatsız olduğum tek durum "nöron" kelimesinin defalarca kullanılmasıydı.
Kitabın, özellikle ilgi duyduğum bilimsel yönünün, yazarın bundan sonraki kitaplarında daha fazla ve daha derin olması tercih sebebim olur.
424 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Pia Mater... Tek kelimeyle muh-te-sem di... Butun nöronlarima sindire sindire yedirerek okudum :) bitmesin diye cabaladim ama her guzel sey gibi bitti...Okurken merak ettigim bir cok seyin cevabini aldim, bir cok bilgi edindim. Beynim yenilendi resmen. Ilk bir kac bolumde anlamakta zorlandim ama sanirim 7. bolumden sonra inanilmaz guzellesti bu nöro-roman. Son sayfayi okuyup bittigini anladigimda kalakaldim. Devami olmaliydi kesinlikle :) Muhtesem kurgusu, surukleyici ve akici anlatimi olan bu guzellikten kendinizi mahrum etmeyin lutfen okuyun...
Kitapla kalin...
424 syf.
·3 günde·6/10
https://expectokitabum.blogspot.com/...ismailoglu.html#more
Kitaba başlar başlamaz isimler inanılmaz itici geldi oradan başlayayım. Takıntıları olan biri değilim. Türk yazarlardan çok yabancı okurum. Ancak Galen, Tesla, Meryam, Alef, İlias, Perit gibi sonu gelmeyen, belki anlamlı ama inanılmaz yapmacık ve yapay geldi. En mantıksız fantastik kurguda bile mantıklı, gerçekçi bir yan bulmaya alışmış olan "nöronlarım" bu isimlere tepki verdi resmen. Kitabın dili de basit ve yapay geldi. Basitlik tek başına kötü bir şey değildir ama yine de ilk kitabında bulduğum tadı bulamadım. Ayrıca "nöron" kelimesi o kadar çok kullanılmıştı ki zaman zaman dişimi sıkıp acaba saysam mı dedim. Yani tamam, "nöroroman" yazdım demişsin de her şeyden önce aynı cümlede kelime tekrarı anlatım bozukluğudur.
Bölüm sonuna geldiğinde sürekli bir bunu yapsaydı bu acılar yaşanmayacaktı, yok şöyle olsaydı böyle olacaktı, daha neler neler olacak gibi cümleler de rahatsız edici bulduğum kısımlardandı.
Kitapta verilen bilimsel bilgilere gelince, iki tane ilginç bulduğum bilgi öğrenmiş oldum, bu nedenle mutluyum. Geri kalanı benim bildiğim şeylerdi ama bu şaşırtıcı değil mesleğim dolayısıyla. Ama iki şeyi kötü buldum. kitaptaki bir çok karakterin bu normalmiş gibi bilimsel bilgiler vermesi yapay geldi. Hadi anladık Tesla tıp öğrencisiydi ama diğerleri çok mantıklı gelmedi. Yazar bir bilimsel bilgiyi verirken çok küçük bir çocuk için bile anlaşılacak şekilde basite indirgemesi iyi bir şey tabi ama sonrasında çok karmaşık şeyler anlatıyor gibi anlattıklarımın yarısını ancak anlamıştı falan demesi de kitaba yapaylık katmıştı.
Karakterler gerçekten kötü işlenmişti. Özellikle de Tesla. Yazar Tesla'ya sevilecek, bağ kurulacak hiç bir özellik bahşetmeden görenin Tesla'ya vurulmasını mantıklı bulmamızı beklemiş nedense. Düşündüm, düşündüm, kızda bu kadar sevilecek, özel bulunacak ne vardı anlayamadım. Ne bir şey yaptı, ne bir zeka sergiledi, ne de olaylar onun başına geldi. Ama her ne hikmetse esas kızımız Tesla'ydı. Yazar onunla bağ kurmamızı sağlayabilecek bir şeyler verseydi belki bu kadar havada kalmazdı.
Son olarak kurgu hakkında söylenecek çok şey var. Anlamsız tesadüfler, sinestezi özelliğinin adeta bir doğaüstü güce çevrilmiş olması, sokak çocuklarının can yakıcı hikayelerinin duygusuz ve basitçe anlatılışı, her ne hikmetse o sokaklardan çıkan çocukların daha gencecik yaşlarında zengin güçlü insanlara dönüşmesi...
Bu kadar yazdıktan sonra diyeceksiniz ki acımasızlık ediyorsun ama biraz kızgınım. Reklamların şişirdiği kitapları hepimiz biliyoruz zaten. Bazı şeyler de zevk meselesidir. Yine de bu kitabın 1000Kitap'ta 9.1 aldığını görünce biraz kızdım. Dünyada okunacak çok muhteşem kitaplar, kalitesi tescillenmiş yazarlar var ve yeterince zaman yok. Bu kitap okunmaz demiyorum ancak insanlar biraz daha realist değerlendirme yapmayı öğrenmeliler diye düşünüyorum. Bu kitaba 9.1 puan verirsek diğer kitaplarla ilgili nasıl eleştiri yapalım ve okuduklarımızı nasıl bir değerlendirme ve sorgulama süzgecinden geçirelim.
Yazarın okuduğum ilk kitabından hareketle yazmaya yetenekli olduğunu düşünüyorum ancak ya bu türde yazdığı kitabı bana hitap etmedi. yine de ilk romanı olduğu düşünülürse, kendisini 2 günde okutan, merak ettiren, hareketli ve sürükleyici 424 sayfalık bir roman yazabilmesi başarı sayılır. Yazarın hayal gücü ve yaratıcılığının olduğu da açık bir şekilde görülüyor. Çok daha kötü yazılmış nice kitaplar okumuş biri olarak ortalama denebilecek, hataları çok ama alanda bilgi sahibi olmayan insanlara güzel katkılar da sağlayabilecek bir roman olduğunu düşünüyorum. Kara size kalmış.
424 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
nöroloji ile ilgili bir roman kimin aklına gelir ki?
aklına gelmekle kalmaz bi de bunu kağıda dökersen ne olur?
inanın harika olmuş..ufaktan nöroloji bilgileri sıkıştırılmış oldukça da sürükleyici bir roman.
Serkan Karaismailoğlu ' nun ilk roman denemesi . diğer kitapları daha bilimsel tattaydı ama bu kitap bambaşka olmuş.
nöro-roman diyor adına.
koşa koşa okuyorsunuz resmen, bir an önce sonuca ulaşayım ama hiç bitmesin : )
eğlenceli okumalar : )
424 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Uzun bir süredir modern klasikler ve uzun öyküler okuyordum, bundan mütevellit kalın romanları okumak gözümde giderek büyümeye başlamıştı taaa ki bu kitabı okuyana kadar. Nöro roman adlı nevi şahsına münhasır türü olan bu güzel kitapla bir kez daha roman okumanın heyecanına, tadına vardım diyebilirim. Çok akıcı ve hızlı ilerleyen, güzel bir olay örgüsü olan bir kitaptı. En güzel yanı ise olay örgüsüyle harmanlanmış nörolojik bilgiler barındırmasıydı şüphesiz. İçinde daha önce insan beyniyle ilgili bilmediğim bir sürü yeni şey öğrendim ve bu beni çok memnun etti. Devam kitabını büyük bir merakla bekliyorum, spoiler vermemek için olay akışına hiç değinmiyorum ve herkese de bu güzel kitabı tavsiye ediyorum.
"İyiler hep kazanır. Sadece sonucu görmek için zamana ihtiyaçları vardır. Kimi için bir gün, kimi için bir ömür. Bazen ömür yetmez. Sonuç değişmez. İyiler kazanır..."
Senin frekansın 60 hz iken sineğin frekansı 250 hz’dir. İşte bu nedenle elinde rulo yaptığın gazeteyle bir karasineği öldürmek çok zor. Çünkü senin büyük bir hızla salladığın gazeteyi o sinek, Matrix filminde kurşunların kendisine gelişini ağır çekimde gören Neo gibi görür ve gazeteden kolayca kurtulur.
Dün seni çok iyi anladım biliyor musun?
Neden bu kıza bu kadar tutkun olduğunu.
Doğru,kız çok güzel.Ama mesele güzellik değil.
Ne yalan söyleyeyim, çok daha güzellerini gördüm.
Ama bakışları. İşte bu daha önce gördüğüm bir şey değildi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pia Mater
Baskı tarihi:
30 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
424
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059367509
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elma Yayınevi
PİA MATER, bir roman ancak bildiğimiz romanlardan çok farklı. Yazarın tanımlaması ile o bir Nöro-Roman. Bir sinirbilimci olan Serkan Karaismailoğlu daha önce yayımlanmış olan Kadın Beyni Erkek Beyni ve Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum adlı kitaplarından sonra ilk defa bir roman denemesiyle okuyucunun karşısına çıkıyor. Ancak bu kitabında da gene bilim var. Bildiğimiz roman kurgusunun içine ustalıkla yerleştirilen bu bilimsel veriler, roman kahramanlarının eşliğinde bir hikâyeye dönüşüyor.
Macera, bilim ve heyecanlı bir kitap okumak istiyorsanız PİA MATER tam size göre. Elma Yayınevi bir ilki daha buluşturuyor okuruyla; Serkan Karaismailoğlu ve Nöro-Roman…
Nöro-Roman: Sinirbilimsel gerçeklerin, belli bir kurgu ve hayali karakterler eşliğinde okuyucuya sunulduğu bir roman türüdür.

Adam bir türlü anlamıyordu. Beyin üzerine onlarca kitap ve araştırma okumuştu. Bu konuda kendisini önemli bir şekilde geliştirmişti ama gene de anlayamıyordu. Nasıl olur da bir başka insanı bu kadar net içinde hissedebilirdi ki. Onu gördüğü her an, sahip olduğunu sandığı bütün organlarının aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha algılıyordu. Yıllardır beraber yaşadığı kalbi artık başkası için atıyordu, beyni desen çoktan olay yerini terk etmişti. Kendi hücreleri bile dinlemiyordu adamı. Bir insanın hücresi neden bir başkası için kendi vücuduna ihanet ederdi ki... Ama adam bir şeyden çok emindi. Tüm hücrelerinin kendisini terk edeceğini de bilse, onu gördüğü tek bir anı bile dünyada hiçbir şeye değişmezdi.

Kitabı okuyanlar 3.104 okur

  • Zeynep Bilici
  • Esra Yılmaz
  • Hulya nizam
  • Emine tekdemir
  • Okuyan1cift
  • Gözde müftüoğlu
  • Mustafa Akdağ
  • Kevser Karadağ
  • Galeta
  • Nihal caglii

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.4 (616)
9
%25 (347)
8
%16.8 (233)
7
%8.1 (113)
6
%3 (42)
5
%0.9 (13)
4
%0.4 (6)
3
%0.4 (6)
2
%0.2 (3)
1
%0.6 (8)

Kitabın sıralamaları