-“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor.”
Merhabalarrrr
Kitap yorumuna bu sözle başlamak istedim. Çünkü kitabın en başından en sonuna kadar bu söz kafamda döndü durdu. Ve gökyüzüne bakarken sürekli Ova canlandı gözlerimde…
Kitabımızın konusuna gelecek olursam sondan başlayan bir hikayenin içinde buluyoruz kendimizi…
Kapkara kaşları kömür gibi gözleriyle dünyaya gelen oğluna Dere bildiği gibi bir isim koymak ister.
‘Susta’
Ancak nüfus müdürü kabul etmez. Pratik zekasıyla hemen olaya müdahale eden Dere; o halde ‘Atsus’ olsun der. Ve Atsus’un kaderinin ilk ağı terslikle örülmeye başlar.
Atsus Doğan…
Köyünün ovalarını özleyen Dere doğan kızına da ‘Ova’ adını verir.
Dere’nin Ova’sı…
Zorlu bir hayat mücadelesi veren Dere, Atsus ve Ova birbirlerine sarılır. Kurtlar sofrasının kötülüklerinin uğramadığı tek yer katık aşı yedikleri sofraları bir de park kalmıştır.
Ve bir gün Atsus hayat boyu dostum,kardeşim, ede’m diyeceği Doğu ile tanışır. Birbirlerine can olur, yoldaş olurlar bu ikili. Ne kadar temiz kalmak için mücadele verseler de hayat yine adil davranmayarak şekil vermeye başlar onlara…
Susta…
Hayat; Dere’yi, Ova’yı, Atsus ve Doğu’yu sürekli sustaya durduruyordu. Kötülük peki kimde?
Yazarımızın dediği gibi;
“Ben kötü birisi değilim. Sadece birileri iyi biri olmamı hak etmez.”
Kitap aslında gördüğümüz, yaşamış olduğumuz hayatın tam da kendisi… Aile,dostluk, kırılmış kalpler ve hayat mücadelesi…
Film tadında bir kitaptı. Son sayfasına geldiğimde nasıl biter dedim ve doğan beye böyle bitemez dedim. İkinci kitabını hızlandırması konusunda baya ısrarcı davranıyorum. Bu arada okurken fark ettiğim bir şey oldu. Doğan beye de tabi bu konuyu hemen sordum. Bakalım sizde okurken bunu fark edebilecek misiniz?