·637 syf.····Okunma: 12 Mart 2024 13:18 Tolstoy'un bugüne kadar okuduğum kitapları arasında en az keyif aldığım, en az etki bırakan kitabı oldu benim için. Buna rağmen içine alan, merak uyandıran bir hikayeydi.
Kitap boyunca toplum düzeni, ekonomik düzen, hukuk, din gibi kurumlar, adalet sistemi eleştiriliyor. Ana karakter Nehlüdov’un jüri görevinde geçmişte birliktelik yaşayıp terk ettiği Maslova ile karşılaşmasıyla başlıyor hem kendini hem inandığı doğruları sorgulaması. Cinayet suçundan ceza alan Maslova’nın bulunduğu noktaya gelmesinden kendini sorumlu tutuyor.
Daha önce bir parçası olduğu topluluğa karşı yabancılık hissediyor. Gösterişli, şatafatlı yaşam tarzından, insanların yapmacık, samimiyetten uzak konuşmalarından tiksinti duyuyor. Bu noktada çevresindeki her şeyden herkesten bulantı duyması Sartre’ın Bulantı kitabını anımsattı.
Yaşadığı büyük ev, sahip olduğu gereksiz eşyalar, malı, mülkü gözüne fazlalık olarak geliyor. Hayatında değişiklikler yapmaya karar veriyor. Bir yandan da Maslova’nın cezasına itiraz edip masumiyetini kanıtlamaya çalışıyor. Maslova ile yaptığı hapishane ziyaretlerinde bürokrasinin işleyişindeki hatalar nedeniyle haksız yere aylarca hapis yatıp kendisinden yardım isteyen insanların sorunlarıyla ilgileniyor. Bu süreçte insanların yaşamının küçük bir gruba mensup insanların ağzından çıkan tek söze bağlı olması, yasal yollardan hakkını elde edemeyen insanların Nehlüdov’un nüfuzunu kullanmasıyla kolaylıkla çözüme ulaşmaları adalete olan inancını yıkıyor.
Sahip olduğu toprakları elinden çıkarmak için çiftliğine gittiğinde köylünün yaşadığı sorunlara, çektiği sefalete tanık oluyor. Emek verip toprağı işleyen insanların kıt kanaat geçinirken toprağın sahiplerinin zenginlik içerisinde olmasının yanlış olduğunu düşünüyor. Toprak üzerinde birilerinin mülkiyet sahibi olduğunu iddia etmesini anlamsız buluyor. Herkesin faydalanabileceği bir çözüm üretmeye çalışıyor.
Maslova’nın cezası için yaptığı itirazın reddedilmesiyle Nehlüdov da onunla beraber sürgün için yola çıkıyor. Yolun başlangıcından itibaren mahkumların gördüğü insanlıktan uzak muamele, hayatlarının hiçbir kıymetinin olmaması, hastalıklar, sefalet ceza sisteminin hiçbir faydası olmadığını düşündürüyor Nehlüdov’a. Suçu önleme ya da azaltmada caydırıcı olmadığını, yalnızca toplumun üst tabakasının rahat etmesine hizmet ettiğini düşünüyor. Normal bir şekilde hayatını sürdüren insanların mahkumlardan ahlak olarak daha üstün olmadığını düşünüyor. Cezaları uygulayanların davranışlarının da ceza almalarını gerektirecek derecede ahlaksızca olduğunu yalnızca devlet adına bu davranışları sergiledikleri için aksine takdir edildiklerini düşünüyor. Bütün bu uygulamaların toplumu düzeltmeye yaramayacağı kanaatine varıyor.
Kitap boyunca yapılan tüm eleştirilere katılmakla birlikte çözüm noktasında vardığı sonuç basit geldi ve beni tatmin etmedi. Toplumda huzur ve barış içerisinde yaşamanın tek yolunun İncil’in öğretilerine uyarak insanlara sevgiyle, yardımsever bir şekilde yaklaşmak, kötülüklere iyilikle karşılık vermek olduğu, ancak bu şekilde kötülüklerin, suçların azalacağı düşüncesi bana fazla iyimser geldi. İyilikle yaklaşılan insanların kötülükten vazgeçeceği önermesi herkese uyacak gerçekçi bir düşünce değil kanımca.
Bunun yanında Nehlüdov’un kitabın sonlarında davet edildiği yemekte eleştirdiği, soğuduğu ve uzaklaştığı üst tabaka insanlarla bir arada olup sohbet etmekten keyif almasını karakterin geçirdiği dönüşüm içerisinde bir yere konumlandıramadım. Özetle başlangıç ve gelişimini sevip sonunu beğenmediğim bir öykü oldu.