Yazarın, Çalıkuşu’dan daha ziyade bu eserini okumanızı, okutmanızı tavsiye ediyorum. Küçük hacimli olmasına rağmen büyük bir eser. Okurken ilk başta aynı kişi üzerinde belki de hissim nefretti, böyle insanların o zaman da şu anda ve daha sonra da olacağı nefreti. Lakin yanılmışım, o kişi nefret edilebilecek biri değil, değeri bilinmesi gereken bir kişiydi.
Yazar bu eserde mesaj vermeyi de ihmal etmemiştir.
Bu mesaj “ hikayenin sonunda üzgün ve pişman olmamak için kimseyi dinlemeden yargılamamaktır .”
Kısaca olay örgüsünü vermem gerekirse;
Zehra başmuharrirdir. Kurallarına bağlı, acımasız, doğrucu, temiz ve namuslu bir kadındır. Aslında ideal bir roman kahramanıdır. Fakat bu doğruluk, temizlik, fedakarlık onda acıma duygusunu köreltmiştir.
Zehra çalıştığı okuldan birkaç günlüğüne izin ister, herkes şaşırır çünkü Zehra böyle biri değildir. Hatta herkes başka bir kişi ile karıştırır. Babası hastadır yanına gitmesi gerekmektedir. Zehra herkese babasının ve kimsesinin olmadığını söylemiştir.
İstanbula döndüğünde babası vefat etmiştir. Babasından nefret ediyor, mamafih baba olarak bile görmüyordur. Çünkü zamanında annesine, kardeşine çok çektirmiştir. Hatta Zehra annesi ve ablasının katilinin babası olduğunu söyler.
Gittiği günün akşamında babasının günlük olarak tuttuğu sayfaları bulur ve aslında eser bu şekilde devam eder.
Babası hiç umulduğu gibi bir adam değildir. Aslında Zehra’nın annesinin ailesi iffetsiz, namussuz bir ailedir ve kızları da onlara benzeyecek diye acımasızmış
gibi davranan bununla beraber iki kızına hiç kıyamayan bir babadır. Buraları çok detaylı vermek istemiyorum merakla okumanızı tavsiye ediyorum.