·440 syf.····Okunma: 27 Mart 2024 20:42 Gösta Berling Efsanesi, Nobel Edebiyat Ödüllü ilk kadın yazar Selma Laferlöff’ün 1891’de yayımlanan ilk romanı. İsveçli yazarın en önemli eserlerinden kabul edilen roman, 19. yüzyıl başlarında, tıpkı yazarın doğup büyüdüğü kasaba gibi, İsveç kırsallarında küçük bir kasabada papazlık yaparken, içkiye olan düşkünlüğünden dolayı görevinden azledilen ve sonrasında şövalye olan Gösta Berling’in maceralarını anlatıyor. Her ne kadar başkarakter Gösta Berling olsa da, bu kasabanın ileri gelenleri başta olmak üzere pek çok karakterin öyküsüne genişçe yer veriyor yazar (ki bunlar arasında zamanının çok ilerisinde, oldukça güçlü ve sıra dışı kadın karakterler de var). Zaten kitap baştan sona, mitolojisi, tarihi, masalları, efsaneleri, inançları, gelenekleri ve yaşantısıyla küçük bir İsveç kasabasını ve halkını anlatıyor aslında. Çoğu zaman da Gösta Berling’in macelarını başka küçük hikayeler aracılığıyla takip ediyoruz bu nedenle.
İsveç kültürünü, geleneklerini ve efsanelerini kurguya çok başarılı yedirmiş yazar. Gerçeküstü unsurlarla zaman zaman masal havasında, efsaneler ve dini anlatılarla da harmanlayarak çok güzel ve atmosferik bir 19. yüzyıl hikayesi çıkarmış ortaya. Bu yönüyle roman çok hoşuma gitti. Ancak ne yazık ki aynı zamanda çok dağınık bir metin. Pek çok karakter ve bunların her birinin ufak ufak hikayeleriyle ilerliyor roman, bunun çok başarılı örnekleri de var (Yeşil Otağ gibi) ama ne yazık ki Gösta Berling onlardan biri değil bana göre. Okurken ilgim çok fazla dağıldı. Romanın atmosferini beğenmeme, okurken iki yüzyıl öncesinde kendimi bulmama rağmen hikayeden hikayeye atlama kısmı bu ilgimi çok böldü. Bir de çeviride bazı kelime tercihlerini yadırgadım. Çeviriyle ilgili başka yorum yapamayacağım ancak okuduktan sonra karakterlere ve yorumlara İngilizce kaynaklardan baktığımda taşlar bende yerine daha iyi oturunca bir tuhaflık olduğunu fark ettim.
Kısaca, zamanının çok ilerisinde, mitolojiyi, tarihi, inançları çok güzel hikayelerle masal tadında aktaran ancak genel itibarıyla kurgunun dağınıklık hissi verdiği bir klasik. İskandinav edebiyatından bir klasik okuduğuma ve geç de olsa bu kitabın dilimize kazandırılmasına memnunum yine de ama başka bir çeviriyle daha çok sever miydim, bilemiyorum açıkçası.