Kitabın ilk sayfasında şöyle bir şey yazıyor : "Yeryüzünde kırgın bir çocuk kalmayana dek yazacağım." Bu cümleden yola çıkarak yazarın çocuklarla ilgili hassasiyetini derinden hissetmeye başlıyorsunuz.
Bir diğer sayfada da şöyle yazıyor : "Alice Miller'a çok derin bir saygı ve minnetle, Çünkü bu kitabın, her okurunu ona götürmesini dilerim."
Yazar kitabın birçok yerinde Alice Miller'dan alıntılar yapıyor ve evet bu dileği de gerçekleşiyor en azından ben kitabı okurken Alice Miller'ı tanıdım ve birkaç kitabını sipariş ettim.
Kitap 6 bölümden oluşmaktadır. Her bölümü tek tek anlatmayacağım ama kısa kısa notlar paylaşacam. Çocuk olmak zaten varoluşsal bir sorundur.Kendi isteğinizle hür iradenizle dünyaya gelmiyorsunuz çünkü yoksunuz zaten.Anne-Babanın arzu ve isteklerine göre şekilleniyor her şey.Nereden geldiğinizi bilmiyorsunuz ama nasıl bir cehenneme giriş yaptığınızı ilk doğum sancısıyla kulağınızı sağır edecek bir sesle anlayabiliyorsunuz.Acı çekerek ve acı çektirerek bir dünyadan bir başka dünyaya geçiş yapıyorsunuz.Ne diyordu Hallac :" Cehennem,acı çektiğimiz yer değildir.Cehennem,acı çektiğimizi hiç kimsenin bilmediği yerdir." Ne çocuğun haykırışı duyuldu ne de annenin ızdırabı...
İyi aile yoktur çünkü aile doğal bir yapı değildir.Her toplum her kültür kendi dogmalarıyla şekillendiriyor aile yapısını.Merkezde "çocuk" vardır ve çocuk da her zaman bir "kurban"dır.Bu kurban İbrahim'den önce de vardı şuan da format değiştirmesine rağmen devam etmektedir. Vatana kurban,töreye kurban vs..
Kutsalın olduğu yerde biat vardır. Anne kutsal sayıldı,aile kutsal sayıldı ve bu uğurda kurbanların sesi hiç duyulmadı. İsmail'in sesini duyduk mu? İbrahim'i sorguladık mı? İmanın test edilmesi dedik,Allah'ın işine karışılmaz dedil,bu işler böyle yürür dedik. Hiçbir baba evladını kendi imanını test etmek için kurban etmemelidir.Bir Tanrı'nın böyle bir talebinin olduğunu düşünmek Tanrı'nın kendisine hakarettir.Yazar bu konuya birkaç yerde değinmektedir.Hatta Kierkegaard'ın İbrahim mevzusuyla ilgili yazdığı kitaba da atıfta bulunuyor.
Yazar bir yerde Hz.Muhammed ve annesi ile ilgili ilginç tespitlerde de bulunuyor.Muhammed'in neden süt anneye verildiğini sorguluyor.Amine'nin tutumunu ve Muhammed'in annesinden ayrı bir de babasız oluşunun yarattığı travmaya da değiniyor.Çocuk ve aile konusunu inanç seviyesinden alıp daha seküler hale dönüştürme işinde profesyonelce bir yöntem ve tutum sergiliyor.Hitlerden örnekler veriyor.Annenin çocuğa yaklaşımında öne sürdüğü belli başlı söylemler vardır."Seni ay karnımda taşıdım,seni büyütürken ne zorluklar çektim,bizim zamanımızda annemiz bizi döverdi siz çok şanslısınız...vs" bu söylemler çocukta travma yaratır kendisini önemsiz hissettirir.Çocuk bir nesne değildir anne-babanın malı değildir.Çocuk bir bireydir ,bir kişidir.Çocuğa kendisini önemsiz hissettirecek her türlü davranıştan kaçınılması gerektiği vurgulanıyor.Eğer ebeveyn çocuk sahibi olmanın gerektirdiği sorumluğu alamayacaksa bunun bilincinde değilse çocuk sahibi olmamalıdır.Bir çocuk sahibi olmak istemek bile ifade tarzı olarak çok iticidir.Madem böyle bir şeye karar veriyorsunuz bunun yükümlülüklerini bilmeniz gerekiyor.Bir bankadan kredi çekerken bile bir sözleşme imzalıyorsunuz ve bu sözleşmenin gerekliliğine uymak zorunda kalıyorsunuz.Bir çocuk bankadan çektiğiniz krediden değersiz mi?
Anne olmak baba olmak özel bir eğitime ve kanuna tabii olmalıdır.Herkes anne-baba olmamalıdır.