21. yüzyılın en korkunç olaylarının yaşandığı bir yüzyıl oldu ve oluyor da. Adaletin olmadığı, özgürlüğün tutsak edildiği, insanlığın ayaklar altına alındığı bir yüzyıl. İnsanların farkında olmadan köle haline geldiği ve her geçen gün doğan çocuklarımızın geleceğini birer kölesi olma adayı oldukları çağ.
Dünya kaynaklarının adaletsizce dağıtılması dışında üçüncü Dünya ülkeleri dediğimiz Latin Amerika ve Güney Afrika'daki ülkelerin var olan kaynaklarını da nasıl daha çok tüketiriz hesabına giren kapitalist bir sistem. Bu sistemin savunucuları aynı zamanda kendilerini Dünya Barışına adadıklarını söyleyip de Dünyayı kana bulayanlardır. Arz ve talep dengesine göre gidip daha fazla kazanç sağlama yolunda insanlığı tüketiyorlar. Bu sistem bir yandan silah satışlarını doruklara çıkarmak için savaş çıkarırken diğer yandan savaş yaralıları için bez ilaç üreten bir sistem. Kendi kendini besleyip daha çok sömürgeleştiren, insan kayıplarının sadece sayısal bir veri olduğunu, insanlığın hiç uğramadığı ve insan olmanın ne demek olduğunu bilmeyenlerin bindiği sistemdir.
Orta Çağ vebası gibi her insana bulaşıyor ancak bir farkı var ki sadece insanlara değil canlı cansız ne varsa bulaşıp hakimiyetine alıyor. Ne kadar da çok tüketiyor dünyayı.
Cevabını bulamadığım soru şu; hangi düşünce bunu yaptırıyor ya da ne için? Her şeyin öleceği bir dünyada daha çok yaşamak için mi?